Vuah uzun zamandır bloga uğramıyordum. “Post yazmak nankör bir iş azizim bir süre sonra unutuluyor
Dil bilgisi iyide , pratiğimiz kalmadı” diyerek saçma sapan bir cümle ile başlıyorum.
Uzun zamandır amerikan sinemasında izlediğim en güzel filmlerden biri oldu ” Waiting for Forever”. İnanılmaz sempatik, inanılmaz romantik ve anlamlı bir drama sahip ( Anlamlı dram derken neyi kastettim tam bende bilmiyorum ama yakışıklı bir tamlama oldu
) Konusu biraz klişe ancak onu orjinallik kısmına taşıyan esintilerde yok değil. O zaman kısaca bahsedeyim;
Will bir jonklör. Hayata farklı bir bakış açısı var. Biraz garip, çokça masum, şirinlik abidesi bir insan. Çocukluk aşkı Emma’ya sonunda ” Seni seviyorum” diyebilmek için eski kasabasına dönüyor. Kızımızda babasının rahatsızlığından dolayı eve geri dönüyor. Ancak Will’in tek sorunu aşkını ilan etmek değil. Uzun zamandır konuşulması gereken şeyler artık dile getiriliyor ve bizi romantizmin, dramın ve tebessümlerin içine itiyor.
Filmin konusunuda gayet kapalı bir şekilde anlattığıma göre şimdi şahsi görüşlerimi paylaşmanın zamanı geldi ( Merak etmeyin çok uzatmayacağım
)
Oyuncular inanılmaz tatlıydı. Tom Sturridge (Will) ile ilk kez karşılaştım ancak oyunculuğu hoşuma gitti. Hani o kadar doğal oynuyordu ki filmin içine girebilmemin en büyük nedeni oldu. Emma’yı canlandıran Rachel Bilson’la The OC den tanışıklığımız var -sonrasında bir kaç yapımlada samimiyeti ilerlettik- severim kendilerini. En başlarda kıvıramamış görünsede sona doğru ” Yok ya aslında fena değil” dedim -ki bundan şirinliğinin etkisi büyük-
Filmde o kadar güzel noktalar vardı ki… Hayat felsefeniz yapabilirsiniz bazılarını. Özellikle Will karakterinin ağzından çıkanları dikkatlice dinlemenizi -veya okumanızı- rica ediyorum. Gerçekten güzel yerleri var. Zaman zaman onun gibi yaşamak isteyebilirsiniz. ” Vay be onun yerinde olmak vardı. Hayat ona güzel ” diyebilirsiniz. Çokta haklısınız. Aslında herkesin yapmak istediği şeyi yaptığını düşünüyorum. Hatta sırf bu yüzden de onu kendinize yakın hissedebilirsiniz – Şirin suratı, munzır gülüşü ve turkuaz gözlerinin bu hisle bir alakası yok desemde siz inanmayın
-
Evet başka ne kaldı? Hımm… Galiba bu kadar. Bu son paragrafta diyebilirm ki çok yüksek beklentiyle başlamayıp muhteşem şirin bir duyguyla bitireceğinizi düşündüğüm bir film ” Waiting for Forever”. İzleyecek olanlara iyi seyirler.





anlattığın kadarıyla o kadar güzel göründü ki filmi hemen izleyesim geldi,ayrıca hakikaten tom sturridge’in de etkisi oluyor:)
Ah kesinlikle Tom filmi güzelleştiren bir unsur yani
Bence hemen izzlemelisin. Ben gerçekten beğendim yani
Aaa ben bu yazıyı görmemişim
Akira’nın bloğunda görüp buraya da bir yorum bırakayım dedim. Uzun zamandır yorumlaşmadığımız için kendimi biraz tuhaf hissediyorum gerçi ama… Tekrar güzel bir başlangıç yapalım öyleyse ^^
Öncelikle ellerine sağlık Sermin, spoilersız güzel bir tanıtım olmuş
Ben Will’den ziyade abisini daha çok sevdim filmde. Çekik görmeye alıştığımdan mıdır nedir, o ikisini tip olarak çok benzettim zaten. Ama soğuk yapısına rağmen Jim’e (sanırım olgunluğundan dolayı) kendimi daha yakın hissettim. Gözleri yaşlıyken çok hoş görünüyordu bir de ^^ bkz. http://i1143.photobucket.com/albums/n630/kendisi/Diger/WaitingForForever-2010-Jim.jpg
Ama her ne kadar canlandırdığı karakterden fazla haz etmesem de oyunculuğunu çok beğendim Tom Sturridge’ın. Dediğin gibi çok doğal oynuyordu. Daha önce defalarca kez izlediğim Rachel Bilson çocuğun yanında sönük kalmış. O derece iyiydi yani
Emma’nın babasını da sevdim
Komik adamdı yahu. O yüz ifadeleri bile gülmek için yeterli bir sebepti. Eşiyle olan iletişimi ise süperdi
Kısacası dediğin gibi tatlı bir film, izlediğime pişman olmadım ^^