Efendim sonunda izleyebildim  bu filmi. 2009’dan içimde kalmış bir filmdi. Şöyleki HanCinema’da dolaşırken bu filmle karşılaştım posteri çok hoşuma gitti, sonra ismine baktım beğendim ve dalı verdim. Fragmanı ve oyuncu kadrosunuda sevdim. Eee ne yapmalı tabiki izlemeli. Aradım aradım bulamadım en son torrent’ine rast geldim ve indirdim. Yanlız bir sorun var filmin ne ing. altyazısı var ne türkçe. Peki ne yapıcaz sıkıcaz dişimizi beklicez çıkmasını. İşte o gün geldi çattı ilk olarak 3 Martta ingilizcesi geldi ben izleyemedim o aralar sonra tekrar baktım 6sında türkçesi. Dedim “Banzai!!!!” Yani neymiş sabrın sonu selamet.🙂

Filmin konusu; 3 yaşındayken amerikaya evlatlık olarak verilen May ilk kez koreye gelir. Amacı ailesini bulup omzundaki kertenkele şeklindeki yara izinin nedenini sormaktır. Tabi o kendine böyle der ancak için için ailesinin neden onu evlatlık olarak verdiğinide öğrenmek ister. Tam havaalanından çıkar taksicilerin durduğu yerden geçerken “Broken Heart Syndrome/Kırık Kalp Sendromu” adı verilen bir rahatsızlığı olan taksi şöförü kriz geçirirken elini tutar. Bu arada bu hastalık aşırı üzüntüye neden olucak travmatik bir olay sonucunda kalbin şeklinin değişmesi, kalp kaslarının çalışması için gerekli olan sinyalleri algılamaması ve çalışmaması durumuymuş. İşte bu şöförümüz ölmeden önce son iyiliğini yapacağı insanı bulduğunu düşünür ve kıza yardım etmeye başlar her ne kadar kız istemesede bu yardım eder. Ancak şöylede bir şartı vardır. Küçükken kırmızı bir tavşan görmüştür. O tavşanı bulması için kızda ona yardım edecektir.

İşte filmin ismi burdan geliyor. Birbirini tanımayan bu iki insan bir şekilde birbirlerine güveniyorlar ikiside arayışlarında istedikleri şeyleri alacaklarını düşünüyorlar. Filmin rekleri çok güzel. Mekanlar çok güzel açılardan çekilmiş. Yanlız biraz durağan bir film, diyalogu az sayılır. Ancak bir şekilde kendini izlettirmeyi başarıyor. Birde beni filmde gülümseten bir kaç yer vardı mesela taksi şöförü herşeyi pipetle içiyor. Hatta “soju pipetle içilmeli, özellikle pipetle” gibi alışkanlıkları var. Birde her amerikalıya yaptıkları gibi kızada bildiği ingilizceyle altta kalmayacağını göstermeye çalışıyor “fine fine thank you. And you?”🙂. Ama işte genellikle yavaş ilerleyen bir film başlangıcı ve sonuna doğru olan kısımlar hariç. O zamanlar izlediğim boşuna gitmedi diyorsunuz. Birde şunu söyleyeyim hani film bir ders vermeye çalışmış gibi geldi bana adamın hastalığı ile ilgili mesela yani “Hayat kısa doya doya yaşa. Erteleme bazı şeyleri” gibi ama kendi yolunu tıkamış. Başladı o önerme ama devamı gelmedi. Birde “Mucizelere inanmak ve inanmamak” durumu döndü yine yolunu kapatıyor gibi oldu ancak son dakikada hatırlanan bu önerme zayıfta olsa sahalara döndü🙂 Zaten sonunda anlıyorsunuz ki tesadüflere, şansa ve kadere inanan bir film. Kısacası ben beğendim ancak bu beğentimin nedeni film için uzun bir zaman beklediğim ve kavuştuğum için  aldığım zevmi yoksa gerçekten filmi beğendim mi karar veremedim de genellikle böyle filmleri sevdiğimide düşünürsek… Heralde her ikiside de birazcık etkili . Ama izlenebilir bir film. İzleyin bir şey kaybetmezsiniz. Birde filmde benim için güzel bir süpriz olan Cha Tae Hyun vardı ki renk kattı oyunculuğu ile. Güzel bir ayrıntıydı.

Yazıyı eklerken uykulu olduğumdan olsa gerek filmin fragmanını vermeyi unutmuşum. Hemen ekliyorum..:)