İsyan etmek, değiştirmek, duyurmak, dikkati çekmek, eylem yapmak, boykot etmek, karşı çıkmak, savunmak…

İşte bunlar bir aktivistin yaptıkları, hissettikleri. Neden bu konuyu seçtim? Bilmiyorum heralde bugünlerde bende isyanlardayım. Bazı şeylere katlanamıyorum. Ancak eylemede geçirmiyorum. Ama bunu yapanlar var. Belki ben başı çekmiyorum ama daima yapanların arkasındayım. Tabi benimle aynı yolda olanların. Ancak ne olursa olsun bir insanın inandığı şeyi savunması ve bunu eyleme dökmesi taktir edilmesi gereken birşey. İşte bir aktivistte böyle bir insan.

Aktivizm ise genel anlamda ister politik olsun ister sosyal olsun bir değişiklik için yapılan kasıtlı eylemlerdir. Bazı kesimlerce aktivist özgürlük savaşçısı olarak görülürken bazı kesimlercede terörist olarak görülebiliyor. Bununda nedeni tabiki hangi tarafta olduğunla alakalı yani savunduğun için savaşçı karşısında durduğun için teröristsin.

Aktivizm bir gazeteye ya da politikacıya bir mektup yazmaktan, politik kampanyadan, ekonomik aktivizmden (tercih edilen şirketleri desteklemek veya boykot etmek gibi), toplantılardan, blog yapmaktan ve sokak yürüyüşlerinden, grevlere ve hatta gerilla taktiklerine kadar bir çok şeyin içinde devamlılığını sağlayabilir. Aktivizmin bir çok tipi var; Sivil itaatsizlik, komün oluşturma, ekonomik aktivizm, franchise aktivizm, lobicilik, medya aktivizmi, propaganda, şiddet karşıtlığı, şiddet aktivizmi, protesto, grev, gençlik aktivizmi. Bunları şimdi burda tek tek açıklamayacağım ama en azından 3’ümüzden 1’i gençlik aktivizmine katılmıştır. Ya da en basitinden bir blog sahibi olarak birazda olsa aktivistiz.

Aktivistlerin en çok karşılaştığı soru şuymuş. “Neden uğraşıyorsun ki bununla” (hangi birimiz karşılaşmıyoruz ki) Amargi Kadın Kooperatifi’nden Hilal Esmer buna şöyle yaklaşıyormuş “Ne yapayım sizin gibimi olayım”🙂 Ve devamında şöyle diyor(bir röportajından alıntı) “Zaten bir kadın olarak hayatım her konuda ‘öğreten mod’ unda dolaşan insanlarla dolu. Konu hiç önemli değil. Hiç bir şey konuşamıyorsun. Hemen neyi nasıl yapman gerektiğini anlatmaya başlıyorlar. Kimse seni bunun mutlu ettiğine inanmak istemiyor. Mutlu olma biçimi her toplumda tanımlanmış. Evlenirsin, çocuk sahibi olursun, iştir paradır kazanırsın, yersin, içersin, dolaşırsın mutlu olursun. Budur yani bunun yolu.” Gerçekten toplumumuzda bu böyle. Bundan mutlu olmayanları anlayamıyor, başka bir gezegendenmiş muamelesi yapıyorlar. “İsyanım var kardeşim benim” diyip dolaşıyorum ortalıklarda bazen. Peki niye şöyle bir düşündümde gerçekten mutlu oluyorum. İçimde tutmuyorum, bağırıyorum, haykırıyorum, herhangi bir otoriteye baş kaldırıyorum, sorguluyorum. Bundan daha güzeli var mı? Ot gibi yaşayan insanları sevmiyorum var mı? Peki ben bunları başka neden yapıyorum? Daha iyi bir dünya olabilir biliyorum. Ama bunun için mücadele gerekiyor.

Peki nasıl mücadele edeceğiz. Tabiki sokaklara döküleceğiz. Yanlış olanları, aksayan şeyleri, düzeltilebilirlikleri ve düzeltilmesi gereklileri sokaklarda görüyoruz.  Hiç kimse oturduğu yerden söyledikleri ile birşeyler başaramaz. Ancak sokağa dökülme nedense hemen kafalarda “şiddet” ışıklarının yanmasına neden oluyor. Evet bir süre sonra bazen işler o noktaya gelebiliyor ancak gelmek zorundada değil.

İsyanınız ne olursa olsun, büyük veya küçük ölçekli farketmez. Siz sesinizi çıkarın, birşeyler yapın ve vazgeçmeyin. İnandığınız neyse onun izinden devam edin, başkalarının ne dediğini, ne yaptığını hiç düşünmeyin. Çünkü bilinki tek değilsiniz. Hem tek olsanız ne olur sanki. En azından geriye baktığınızda hiç bir yapmadım yapamadım demezsiniz. Ancak emin olun en azından1 kişiye bile sesinizi duyurup, derdinizi anlatabilseniz bile yeter. Çünkü oda başkasına anlatabilir. Bir zincir yani.

Greenpeace’i bilmeyen yoktur. Onlarda modern yöntemlerle aktivizmin içinde olan bir grup. Şuan en çok isyanın yapıldığı  ekoloji ile ilgili eylemlerde ağır toplardanlar. Onların reklamlarına hiç denk geldiniz mi bilmiyorum. Diyorlar ya “Bu kırılgan dünya bir sesi hakediyor. Çözümlere ihtiyacı var. Değişime ihtiyacı var. Eyleme ihtiyacı var. Sana ihtiyacı var” İşte bu cümleler anlatmak istediğimi çok güzel özetliyor. İhtiyaçlara, çağrılara cevap verin…

Birde bir kaç film önerisinde bulunim bu konu ile alakalı;

Kanadalı aktivist Paul Watson’ın kalbi olduğu  Sea Shepherd Conservation Society ‘nin hız kesmeden balina avına devam eden japon balıkçı gemileriyle amansız savaşını anlatan At the Edge of The World.

Trailer;


Kaykay, surf, punk, hip hop ve grafiti gibi DIY (Do It Yourself – Kendin Yap) alt kültürlerini özümsemiş bir grup insanı, seçilmiş sanatçıları, kişisel hikayelerini ve bu hayallerin bir nesli nasıl etkilediğini konu eden Beautiful Losers.

Trailer;