Ah ah uzun bir aradan sonra eczanenenin boş zamanlarında hemen pc başına geçtim ve haftasonu izlediğim 4 filmden biri olan Martian Child’ı tanıtı vereyim dedim. Çok özlemişim yazmayı. Yanlız beni göreceksiniz evde sanki öyle okuyanım çok, hayranlarım varda onları yüz üstü bırakmışım gibi hissederek geçirdim günlerimi🙂 Narsistlikte son noktadır bu yaptığım nihahaha.

Neyse başlıyorum. Efendim Ben bir John Cusack hastasıyımdır. Bu filmide aslında uzun zamandır aklımdaydı. Zaten yetenekli miniklerin oynadıkları filmlerede bayılırım hani. Nedense böyle senaryolar çok şirin gelir bana. Neyse konusuna gelince; David küçükken garip bir çocukmuş. Hani herkesten farklı olanlardan. Kimseyle anlaşamayan ve dışlanan bir tipmiş. Ancak bu çocukluğu kendisine şuanda para kazandıran bilim kurgu romanlarını yazmasında çok yardımcı olmuş. Evet kendisi dünya çapında satış rekorları kıran belki biraz abartım ama en azından iyi satan bilim kurgu romanının yazarı. 2 sene önce karısını kaybetmiş. Ancak karısı ölmeden önce evlat edinmek için bir girişimde bulunmuşlar. Tabi karısı ölünce bunu tek başına yapıp yapamayacağını kestiremediği bir zamanda tekrar çocuk sahibi olma kıvılcımları çakıyor beyninde ve bir telefon alıyor. Onun için bire bir uygun olduğunu düşündüğü müdire hanımımız Dennis için David’i arıyor. Dennis bizim baş kahramanımız filme ismini veren insan. Kendisinin Mars’tan geldiğine inanan, bir kutunun içinde yaşan küçük bir çocuk. Dünyanın yer çekiminin az olduğunu düşündüğü için ağırlık kemeri takıyor. Güneşin kendisine zarar verdiğini düşündüğü için dışarı çıkmıyor. Dünyada bir görevi olduğunu düşündüğü için fotoğraflar çekip kendince araştırmalar yapıyor. Ancak çok ama çok zeki bir çocuk.

Neyse David bu çocuk için baya heycanlanıyor. E neden heycanlanmasın ki çocuk kendisi gibi. Aslında onu anlayabilen tek insan belkide sadece David. Bunlar beraber yaşamaya başlıyorlar. David çocuğun tabiki de diğerleri ile uyum sağlayamadığı için böyle davrandığını düşünüyor ancak öyle zamanlar oluyor ki tereddüte düşüveriyor. Mesela Mars’lı dileği diye bir şey var. Çocuk bir kaç kez bu dileğini kullanıyor ve tahmin edebileceğiniz gibi dilek oluveriyor ya da renklerin tadını alabildiğini söylüyor deniyorlarlar sizde David de çok şaşırıyorsunuz.

Vesselam ikiside birbirine aşırı derecede bağlanmaya başlıyor. Ancak bu komik, düşündürücü olayların arasında hafiften dram olmazsa olmaz. Sonunda neler olucak izleyin ve görün. Gerçekten yormayan bu film çok şirin bir çocuğun ve dul  potansiyel bir babanın hikayesi. Hoşunuza gidecektir eminim. Buyrun bu da fragmanı;