Archive for Nisan, 2010


Sevdiğim iki arkadaşım tarafından mimlenmiş bulunmaktayım. Ah kızlar ah bilmiyor musunuz pc’im yok 🙂 Yol tıkanır kalır falan. Neyseki bugün Fatoş ablam geldide yanında getirmiş bilgisayarınıda bir kaç saatliğine çapulladım 😀 Aslında film atıyordum kendisine ancak arada da bir mim çıkarıyorum işte. 4astrea ve Fato‘nun dediği gibi kaçış yolu kalmamış 😀

Ve gelelim benim yaşadığımı hissettiren 10 şeye.

1) Kesinlikle ve kesinlikle bir ailemin olması. Hani tartışmalarımızdan tutun sabah annemin “Kızım kalk hadi erken kalkmak zayıflatıyormuş bak” gibi saçma bir cümle ile bile olsa onun sesiyle uyanmak. Ya da babamın gece uyandığında yanıma gelip şöyle bir üzerimi örttüğünü hissetmek. Ve tabikide kardeşimi en acımasız şekilde uyandırmak gibi faliyetlerle aile.

2) Kardeşim. Gerçekten bana yaşadığımı hissettiren bir faktör. Başı derde girer, paraya ihtiyacı vardır, kız arkadaşından ayrıdır ve onun hakkında konuşmak ister hep konuşacak, tartışacak (hatta bazen smackdown yapacak kadar ileri gider bu tartışmalar) sarılacak, dert paylaşacak bir insan.

3)Sinema. Moral bozukluğunu tamir etme ya da bilerek moralini bozma, kahkaha atma, dert unutturma, tartışma ortamı yaratma ve eline sonsuz bir hayal kurma alanı veren sanat sahnesi. Hayatımın en önemli parçası. Günde bir film izlemezsem kesinlikle ölü gibi hissediyorum.

4)Kahkaha atmak. Gülümsemek, tebessüm etmek. Her içten kahkahamın ardından “ayyyyyy” diyip derin bir nefes aldıktan sonra en bulutlu günde bile yeniden güneş açabiliyor benim için.

5)Müzik. Kelimelerle nasıl ifade edebilirim her nota, her ezgi, her söz hayatıma yön verebilicek kadar güçlü. Kulağıma kulaklıklarımı takıp, gözlerimi kapadığım anda o an ki parça ile istediğim kişi olabilir, istediğim yerde olup, sokakları keşfedebilme gücünü ele geçiriyorum. Sanırım beni diriltmenin en iyi yolu sevdiğim parçalarla dolu bir cd’yi takıp baş ucumda çalmasını sağlamak. Emin olun gözlerimi açarım 😀

6)Uzakdoğu. Tam olarak nasıl oldu bilmiyorum ama bu aralar gerçekten yaşadığımı hissettiriyor. Her çekik gözlü dostu görüşümde yüzümde istemeden beliren bir gülümseme oluyor. Beyin foksyonlarım artıyor 🙂 Onlarla ilgili hemen hemen herşeyi seviyorum.

7)Fotoğraf çekmek. Benim için anlamlı bir anı ölümsüzleştirmek ve daha sonra o fotoğrafa bakıp tekrar o ana gitmek. Özellikle arkadaşlarımla çekildiğim ve herkesin güldüğü fotoğraflar.

8) Baharda çiçek açan ağaçlar. Pembesi ile beyazı ile bir anda dünyanın güzelleştiği zaman benim için. Hele birde mis gibi kokanları varya! Tadından yenmez yani. Sadece bana yaşadığımı hissettirmekle kalmıyor, etrafımda da yaşayanarın olduğunu hatırlatıyor 🙂

9)Abur cuburlar ve arkadaş sohbeti. Çikolata, yaş pasta yanında kahve ve arkadaşlarla keyifli bir sohbet. Hiç bir şey canım arkadaşlarımla ettiğim güzel bir sohbet belki birazcıkta dedikodunun yerini kolayca dolduramaz 😀 Sımsıkı sarılıp sizi seven insanların sevgilerini hissetmek “iyi ki yaşıyorum” dedirtiyor gerçekten.

10)Yazmak. Birşeyler karalamak, içimden geldiği gibi, hissettiğim gibi yazmak. Kelimelerle kendime özgü cümleler kurmak ve bunu herkesle paylaşmak. İster hayal ürünü olsun yazdığım, ister gündemde olan bir konu ya da bir film, bir kitap tanıtımı. Bunu kendi yolumla, kendime benzeterek yazmak kadar keyif veren bir şey yok.

Çok aceleye geldi ancak zaten muhakkak aklıma ilk gelen şeylerdir bana yaşadığımı hissettiren şeyler. Ancak 10 şeyle sınırlandırmak zor geldi. Çünkü biliyorum ki herkes gibi benim içinde bir çok yaşadığımı hissettiren “şeyim” var. Devamını da artık başka bir mimde yazarım.

Mim için teşekkürler bende Ofori‘ciğim ile Kuchikirukia‘cığımı mimliyorum. Hadi kolay gelsin 🙂

Uzun zamandır izlemek isteyipte izlemeyemediğim bir film daha. Hani holivud yapımlarına biraz ara vermiştim. Hatta normalde holivud işin içine uzakdoğuyu karıştırdı mı pek hoşuma gitmezdi. Aslında hala gitmiyorda neyse. Galiba Kore’yi Japonya’yı iyi benimsedim. Bizimkiler diyesim geliyor 🙂

Gelelim filmimize. Aslında pek bir alışık olduğumuz konudur bu ölüm makinası ninjalar. Sessizce yaklaşır işinizi anında bitiriverirler. Öyle bir eğitim almışlardır ki akıl mantık ermez. Tanıdık bir yüzün canlandırdığı Raizo karakteride küçük yaşta yetim kalıp “Uzumu” denilen bir klanın “Suikastçi Ninjalar” yetiştirdiği merkeze getirilir. Kendisinden yani Raizo’dan çok şey bekler bu klanın “Babası” ve aslında beklenildiğinede değer, taki Raizo aynı klandan Kriko adlı bir kızla arkadaş olmaya başlayıncaya ve bu kıza olanlara kadar. O zaman içine intikan tohumu ekilir ve bu tohum ona verilen bir görev sonrasında saklandığı yerden başverir. Bir yandan peşinde “Uzumu” bir yandan polisler derken 3, 2, 1 action!

Raizo’yu canlandıran aktöre tanıdık bir yüz demiştim. Evet o gerçekten biz G. Kore severlerin çok yakından tanıdığı bir isim Bi/Rain. Kendisini ikinci kez holivud semalarında izliyorum ki zaten bu ikinci filmi ancak bu sefer başrolde kendisi. Bilmeyenler için ilki “Speed Ricer” ki yine aynı yönetmenin. Açıkçası kendisi ekrana yakışan bir insandır bu filmde de çok güzel, bu güzel insandan yararlanmışlar hani. Sanırsam bayan hayran kazanma yolunda da baya bir ilerlemiştir Rain efendi. Oyunculuk açısından pek bir övemeyeceğim çünkü öyle şahane bir performans sergilemesi gerekmiyordu zaten. Sadece eminim ki filmin dövüş sahneleri için çok çalışmıştır aslında oda gerekirdi çünkü gerçekten zorlu sahneler olduğunu düşünüyorum.

Perişan Bi!! 🙂

Film inanılmaz bir görsellik sunuyordu bence. Kendi kulvarında övgüyü hak edecek şekilde bir efekt ve kamera kullanımı sezdim. Aslında biraz daha beklentim fazlaydı hani malumunuz yönetmen The Matrix’in yönetmeni olunca. Ancak hayal kırıklığınada uğramadım. Özellikle ninjaların gölgede saklanıp ortaya çıkışları ve yakın geçen sivri uçlu kesici, parçalayıcı ve de bol kan akıtıcı aletlerin ortalarda salındığı zamanlar baya güzeldi.

Anlayacağınız üzere film baya kan revan içinde geçiyor. Hatta bir çok yerde Rain beyfendinin vücudunun kısmii yerlerindeki açık yaralara bir zoom yapılmış ki çok güzeldi. Öhöm Rain’nin kısmii yerleri değil o yerlerdeki yaraların gerçekliğinden bahsetmekteyim 😀 Ancak ve ancak (kocaman yazmak isterdim de malumunuz bir şekil bir düzen var) hayatımda hiç bu filmdeki gibi bir renkte kan görmedim. Yani dikkat çeksin birazcık nasıl desem anime havası olsun diye mi yapmışlar emin değilim ama “filmdeki herşeyi gerçeğe yakın yaparken kanın renginide tuttursaydın” dedim içimden. Haa çok kötümü hayır kesinlikle değil. Emin olun aldırış etmiyorsunuz.

Birde filmde Sung Kang var diye çok sevinmiştim. Fast & Furious serisinin Tokyo ayağında Drift olaylarının döndüğü kavşakta ölen Han karakteri ile sevmiştim 😀 Ancak biranda filme girdi ve sonuna kadar çıktı. Fast & Furious da tek bağlandığım karakterdi, böyle babacan tavırları ile canım abicim diyerek izlemiştim. İşte o filmde böyle acı hatıram vardı dedim “Oh bu sefer izlemeye doyarım” ancak öyle olmadı ve daha ilk sahnede “Tschüss” dedik kendisine.(Film Berlin’de geçiyorda) Tek hayal kırıklığımdı.

Yani sonuç olarak severek izledim. Ancak öyle heycan meyecan duymadım film çok açıktı. Senaryoda gizli saklı yoktu gayet net olacakları tahmin edebilirsiniz. Birde şöyle bir uyarı yapayım fazla kanı, ellerin kopması kafaların yarısının uçması gibi şeyleri kaldıramıyorsanız izlemeyin. Şayet nefret edersiniz. Rain’in güzel suratı bile sizi ekran başında tutamaz. Gözünüzü kaparsanızda hiç bişi anlamazsınız. Neyse yine çok konuştum. Bu film için bu kadar. İzlemeniz temennisi ile Buyrun fragmanı.

2009 yılı biterken aldım elime kağıdı kalemi açtım HanCinema’nın film arşivini 2009 filmleri listesi çıkardım kendime tabiki tamamlayamadım ancak o yılın son aylarına şöyle bir göz gezdirdim yani. İşte bu filmlede orda karşılaştık  kaç ay olmuş!! Oyunculara baktım süper konu desen severim ben böyle konuları. Dedim ” Bunu izlemeliyim” ve beklemeye başladım taki dün altyazının çıktığını farkedene kadar.

Filmin baş kahramanlarından olan aşık katilimizi canlandıran oyuncuyu severim. Tam bir karakter oyuncusudur. Zaten bayan oyuncuda kendini kanıtlamış yakın zamanda kendisini “Welcome to Dongmakgol” da köyün delisini canlandırdığı rolü ile izledim (film ile ilgili ayrıntılı bilgi için Bkz: Kimbapsushi’nin Bloguna arkadaşım çok güzel anlatmış)

Sonuç olarak 4 gözle beklediğim bu filmi sonunda izleyebildim. Değdi mi? Ah evet kesinlikle değdi. Zaten belliydi güzel olduğu hiç şüphe etmemiştim. Filmde romantizim, aksiyon, dram, komedi hatta melodram bile var. E sorarım size daha ne olsun 😀

Konusuna hemen şöyle kısaca değinivereyim. Yoon Hyeon-joon yavaş yavaş eski formunu kaybetmeye başlayan bir kiralık katildir. Birgün yine görevlerini alırken çok kolay görünen bir iş gelir. Öldüreceği insanın uykusu çok ağırdır. Yeterki doğru saatte evde olsun şip şak işi bitirebilecektir. Adamı öldürmek için eve girdiğinde bir bakar ki aslında öldüreceği kişi adam değil bir kadındır ve bu kadın kendisini öldürmek için katili tutmuştur. Bizim katil başlar söylenmeye. “İntihar etmeye mi çalışıyorsun?” Bizimkisi de dönüp der “Ederim etmem sanane” Sonra katil başlar hayat derslerine “Sen hayatı şaka mı sanıyorsun” falan filan sonra dönüp  “sana bir tavsiye böyle yaşama” der. Kız  ” Bende bu yüzden ölmek istiyorum der- ki gerçekten ölmeyi sürekli deneyen ancak başaramayan bir kızdır kendisi-” Bizimkiside dönüp der ” Eğer ölmek istiyorsan bunu kendin yap benim daha önemli işlerim var” Kızda ” Tek kurşunla öleyim dedim. Aslında hap içip ölecektim ama çok dokunaklı geldi” der 😀 Ozaman bizim katilde dönüp der ki “Dilerim sonsuza kadar yaşarsın Deli Kadın” 😀 İşte o andan itibaren hem katilimizin hemde kızımızın hayat seyri değişir. Özelliklede katilin. Çünkü kendisi en büyük hatayı yapar ve aşık olur 😀

Filmin komik dakikaları genellikle bu ikilinin bir araya geldiği dakikalardı başlarda. İkisinin dialoglarını inanılmaz derece komik buldum. Birde adamın hal ve davranışları çok şirindi. Mesela en çok güldüğüm sahnelerden birisi adamın kusmak için eve kadar beklemesi banyoya girdiğinde annesinin hali hazırda tuvaleti kullandığını görüp kuvete dalması daha sonrada ne aile ama demesi. Yine buna benzer bir durumda kızın adamın arabasındayken miğdesinin bulanması, adamın gazı kökleyip kızı eve banyoya yetiştirmesi kız tam tuvaleti kullanırken annesini kapıda görüp kızı hemen annesinin önünden çekmesine dakikalarca güldüm. Şimdi komik gelemeyebilir ama izleyince komik 🙂

Neyse film tabikide klasik doğrultuda ilerlemiyor. Evet bu iki şahıs sürekli karşılaşıyorlar bazen adam bilerek kızın evine gidiyor ama dışarda da mutlaka karşılaşıyorlar. Ne demeli buna KADER 😀 Neyse böyle küçük romantik oyunlar var komedinin de işin içine girdiği. Ancak son dakikalara doğru 180 derece dönüyor konu haberiniz olsun. Nefeslerinizi tuttuğunuz, içinizden dualar ettiğiniz sahneler geliyor. İşin en güzel yanı gerçekten karakterlere özelliklede Shin Hyun Joon’un canlandırdığı Yoon Hyun Joon(katil) karakterine çok bağlanıyorsunuz (en azından benim için öyle oldu). Ve sonu da hiç beklemediğiniz bir şekilde bitiyor haberiniz olsun. Sonunu beğendiğimi söyleyebilirim. Gönül daha fazlasını istiyor ancak yetinmesinide biliyor. Neyse lafı çok uzattım biraz daha konuşursam anlatmaya devam ederim filmi bir özelliği kalmaz. Ancak izlemenizi sonuna kadar tavsiye ederim.

Gözüme çarpan bir manhawa’dır kendisi. Ancak nedense pek bir cesaretsiz davranmış ve okumamıştım. Taki Ofori oku diyene kadar.

Çok şirin ve güzel bir hikaye. Korelilerin el attığı çok belli 😀 Ancak ne zaman şikayet ettim ki? Ben onların kokusunu seviyorum her ne olursa olsun. Kısaca konusundan bahsedeyim. Şirin mi şirin, bir okadar sakar bir kızımız var Jung Nan Woo. Bu kız okulun en popüler öğrencilerinden olan Ryu Seung Ha’ya aşık. Ama çocuk öyle böyle değil. Hani yakışıklılık onda, karizma onda, zeki mi zeki, sporda çok iyi falan. Anlayacağınız o gerçekten lakabını hak ediyor “Prince”.

Prince Seung Ha

Neyse efendim kader ağlarını örer ve bu iki karakter tanışırlar. Aslında okulun popüler kızlarından biri Seung Ha ya itirafta bulunur bizimkiside kızı reddeder ama nasıl bir reddediş bu biliyor musunuz? Daha önce Nan Woo da dahil kimsenin görmedği şekilde kabaca ve sert bir biçimde. İşte sakar kızımız Jung Nan Woo bu ana tanıklık eder ve gördüklerine inanamaz koşmaya başlar ancak küt ağaca toslar :D. Seung Ha olanları görür ve kızın yanına gider yardım eder. Bu sırada Nan Woo ağzından kaçırıverir O’nu sevdiğini. Ve ne olursa olsun seveceğini söyler. Ancak Seung Ha cevap veremez çünkü öğretmen çağırmıştır.

Ertesi gün Nan Woo ile sürekli kavga eden Chan Kyu arkadaşlarına aslında Nan Woo dan hoşlandığını ve ona bunu itiraf edeceğini söyler. Ancak Seung Ha bunu duyar ve Chan Kyu’yu tuvalete kadar takip eder ve daha sonra onu oraya kilitler. Ardından Nan Woo’nun yanına gider, ondan hoşlandığını söyler ve kız arkadaşı olmak isteyip istemediğini sorar. Nan Woo nasıl sevinmiştir tahmin edebilirsiniz değil mi? Neyse  birgün sonra Seung Ha sınıfa normal bir şekilde girer ve herkese Nan Woo ile birlikte olduklarını dünden itibaren sevgilisi olduğunu söyler. Kimseden saklamaz. Nan Woo’ya da yarın ilk buluşmalarına çıkacaklarını söyler. Ancak Nan Woo buluşmaya gittiğinde karşısında Prince Den eser yoktur. Saçlar dik dik, göbeği delik hatta kendisinde tamamen şok etkisi yaratan iç çamaşırının göründüğü gangster tipli bir Seung Ha bulur 😀 İşte Bizim şirinlik abidesi, sakar kızımızın hayatı artık eskisi gibi olmayacaktır.

Biran dediniz değil mi e hepsini anlattın falan diye. Ancak işte konu bilindik bir popüler erkek, saftirik kız konusu olsada korelilerden bahsediyorum dostlar farkı olması lazım. Kız çocuğu kolay elde etti, İtiraflar hemencecik yapıldı, lovey dovey durumları hemen oldu gibi gelebilir ancak bazen böyle olması iyi midir?  Çok komik ve güzel bir manhwa tavsiye ederim okuyun okutun. Bu arada yan karakterler muhteşem ve ötesi(Şahsen ben Nan Woo’nun dayısının hikayesinin devamını istiyorum). O’nun ailesine inanılmaz güleceksiniz. Özellikle çizimlerden ve davranışlardan dolayı cinsiyet kavramını biraz kaybedebilirsiniz. “Lan ne oluyor bu kız değilmiydi?” ya da tam tersi cümleleri kuracaksınız haberiniz olsun şimdiden 😀

Kore dizisi sevenler eminim bunu okuyunca dizisi olsun isteyeceksiniz. Hatta izliyor gibi hissedeceksiniz.

Burda bir deli yağmur var ki sormayın. Gök gürlüyor, şimşekler çakıyor ama ben bu romatizmi hissedemiyorum. Nasıl hastayım anlatamam size. Nerden kaptım nasıl oldu bilmiyorum ama of yani. Neyse geçenlerde şans eseri karşıma çıkan isminden dolayı ilgimi çeken bir mangadan bahsedeyim dedim. Zaten uzun zamandır yazmıyordum bişiler. Hastalıktan gözümü açamıyorum da ondan bugün biraz iyileşmişken yazayım.

Yaoi manga seviyorum. Nedeni bilinmez, anlatması güç. İçine girersen zor çıkarım ancak kısaca önemli olanın aşk, sevgi olduğunu düşünüyor ve insanlara cinsel, dinsel veya başka herhangi bir konuda önyargı ile bakılıp, direk karar verilmesini pek medeni bulmuyorum neyse.

İki lise öğrencisini anlatıyor hikaye. İkisininde geçmişleri pek bir aydınlık sayılmaz. Birisi üvey babası ile ilişki içinde diğeri ise ailesini kaybetmiş ve amcası ile yaşan ancak eve bile gitmeyen bir genç. Aynı okula gidiyorlar bunlar. Birgün Yukimura,  Sakaguchi’yi parkta üvey babası ile pek bir samimi şekilde görür. Sakaguchi, Yukimura ile göz göze gelir. Ertesi gün ikisninde ailesi okula çağrılmıştır ve birbirlerini ilk kez okulda görürler. Şaşırırlar aynı okulda olduklarına. Tabi Yukimura geçen gece Sakaguchi ile gördüğü adamın onun babası olduğunu öğrenince, Sakaguchi durumu açıklama gereği duyar. Bir şekilde işte bunlar konuşmaya başlarlar. Ve tabikide aşk olmazsa olmaz.

Pek uzun bir manga olmadığı için fazla anlatmayacağım ancak boş zaman değerlendirmesi için okunabilir.

Sanırım bir kaç yıl olmuştur bu film arşivimde. Nedendir bilinmez her zaman ki gibi üşengeçliğimden ya da önüne muhakkak daha çok ilgimi çeken bişiler geldiğindendir. Olur yani arada böyle şeyler. Aslında çok ilginç de bir film yani izleyince karar verdim öyle olduğuna. Demek ne yapıyormuşuz? Aldığımız anda filmi izliyormuşuz 😀 Mümkün mü? Evet olabilirliği mümkün:=)

Gelelim filmimize filmin konusu; Basit Mayalılarrrrrrr!!!!!(burda hafiften sesimi pelestirip suratınıza doğru yaklaşıyorum 🙂 Mayalılar dedim ama dünyanın sonu gelecek nihahahaha seller sular, volkan patlamaları falan yok. Bu tamamen topluma bir bakış. Zaten filmin başlangıcı süper. Bizim mayalılar ava giderler baba, oğul, dostlar falan. Birbirleri ile şakalaşırlar, espiriler gırla sonrada usul usul köylerine dönerler. Ancak ormanda başka bir köy ahali ile karşılaşırlar. Köyleri yağmalanmıştır. O gece filmimizinde baş kahramanı olan Jaguar Pençesi bir rüya görür. Rüyasında ormanda karşılaştığı yerli ona kaçmasını söyler ki bu sırada uyanır tam o anda da köylerine saldırırlar. Ama ne sahnelerdi. Kan, revan, tecavüze teşebbüs(eminim arkada bir yerlerde oldu ama göstermediler don’t panic). İşte ölenler ölür yakalananlar yola çıkar. Kadınları satacaklar, erkeleride maya inanışına göre kurban edecekler. Ancak bizim Jaguar Pençesi karısını(hamiledir bu arada kendisi) ve çocuğunu koşan kaplumbağamıydı neydi oğlunun adı neyse şirin bir dostumuz kendiside işte ailesini alıyor saklıyor ve bir söz veriyor ” Geri Döneceğim” bu arada babası gözleri önünde öldürülürken onun nasihatıda ” Sakın korkma, korkuyu unut”. Oğlunun gözlerinde korkuyu ilk gördüğünde demişti. Korku hastalık gibidir  sanada bulaşmış bir an önce kalbinde korkuyu at falan demişti. Çok ta iyi demiş.

Ronaldinho'ya çok benzetiliyor. Sizce?

İşte bizim Jaguar Pençesi başkentte götürülür. Kadınlarını satılırken gören erkeler, birde yolda gelirken çocuklarının arkada kaldığını gören kadınlar. İşin içinden çıkmak zor gibi görünüyor değil mi? Evet baya zor oldu. Ancak acaba bu gelen sonu durdurmaya yetecek mi? (yine söylüyorum bu son dünyanın sonu değil onlarının soyunun sonu;) )

İşte konu böyle. Söylemeliyim ki filmin çok sade ve objektif çekilmiş. Üstelik konuşmaların Maya dili ile olması, kesinlikle dublajın olmaması(yasak yani olamaz öyle bişi 😉 ) böyle belgesel izliyormuşsunuz gibi ama değil gibi hissettiren olayları, akışı falan çok güzeldi. Arada da duygusallık var ha romantizm falan serpiştirilmiş yani. Ben çok beğendim. Bilmiyorum siz nasıl bulursunuz ama izlemenizi tavsiye ederim sonuna kadar.

Birde film türkçeye “Kıyamet” diye çevrilmiş ancak tam tersine kendileri “Başlangıç” olarak bilinirlermiş.

Biraz spoiler olabilir ama tahminimce ilk suda doğumu mayalılar yapmış heralde filmde öyleydi. Birde filmin başrol oyuncuları misvak kullanıyordu sanırsam bir tek onların dişleri çürük değildi. Bunun gibi bir kaç şey daha vardı ama unuttum. Aklıma gelince söylerim 😀

İşte böyle bir film. Buyrun fragmanınıda ekleyi verim.

Objektifimden 😉

Ama gerçekten öyle değil mi? Aslında her yerde değil. Canım Adana’m da nisan itibari ile yaz mevsimini yaşamaya başlarsınız. Yani aslında şuan mersinde olsam denize girerdim. Bu zamanlarda vizelerim bitmiş olurdu. Ben korkusuzca denize atardım kendimi. Hele çok sevdiğim bir teyzem vardır benim orda. Onunda torunu gelir ooo Çağan, ben, Hacer teyze önce çimlerde oynarız sonra bir park yaparız sonra hava açık ise (parçalı bulutluysa olmaz) denize gireriz. Gündüzlerimiz böyle geçerken geleri yorgan ile yatarız. Hele bizim evin önü denize bakıyor, arkası yaylaya 🙂 Şimdi diyebilirsiniz “Dostum gariplik bunun neresinde?” Ne bilim benim için nisan garip işte.

Örneğin bir kere ayın ilk günü millet birbirine şaka yapmak için açığını arıyor!!!! Kimileri aylar öncesinden 1 Nisan şakası için hazırlıklara başlıyor ne diyorsunuz 😀 Resmen pazar araştırması. Nasıl mı? Anlatim hemen. Şimdi öncelikle gözünüze birini kestiriyorsunuz. Tercihen 1.80 boylarında yeşil gözlü, esmer bir delikanlı. Nihahahah tabiki böyle değil. Erkek arkadaşı veya kız arkadaşı olanlar(tabi yapacağınız şaka eşşek şakasımı, sulu şakamı, normal şakamı karar vermeniz lazım. Ben genellikle biraz ondan biraz bundan yaparım[ortaya karışık]  ve zekice hazırlanmış şakalara bayılırım) yeni ayrılmış olanlar, çabuk korkanlar, utangaçlar gibi. İşte yapacağınız şaka türüne bağlı. Sonrasında uzun bir dönem takibe alıyorsunuz. Mesela korku filmlerinden, hikayelerinden korkar mı? Hobileri neler, nerelere gider, kimlerle samimidir (sizin dışınızda tabi. Buda bir altın kural samimi bir arkadaşınıza ağır şakaları yapın ki ikinizde gülebilesiniz) İşte pazar arıştırmasındsan sonra artık zevkinize ve elinizdeki imkanlara göre bir kumpas hazırlarsınız. Uzmanı gibi konuştum ha!!! Ancak şimdi diyeceksiniz e sen bu kadar anlattın ince ince yaptın mı bişiler. Nerde!!!!!!! ben bu sene marttan çıkamadım bir türlü nedense 😀 İçimde kaldı bugün 3 nisan şakası yaptım ama. Annemin yüreğine iniyordu.

Bugün benim açıköğretim ara sınavlarım vardı. Bana çok kolay geldi işim bir saatte bitti ben eve geldim 😀 Zaten hiç bir sınavda 1 buçuk saatten fazla kalamam neyse. Bir hışımla içeri girdim annem “Kızım burda ne işin var bu saatte” dedi. Ee tabi kadın beni 1 de falan bekliyormuş 😀 Bende dedim “Allahım ya bu ne biçim iş. Sınavdan attılar beni. Yok efendim hep dışarı bakıyormuşum, düzgün oturmuyormuşum falan dediler. Aldılar kağıdımı” dedim. Annem nasıl oldu anlatamam size sonra baktım hazırlanıyor okula gidecek 😀 Dedim ” Hop hop 3 Nisan!!!” Nese saçma bir şakaydı öyle yani.

Birde derler ki nisan yağmuru saç uzatırmış. Çok gördüm yağmur başladığı an saçlarını balkondan dışarı uzatanlar ya da sokakta saçlarını açanlar vesaire 🙂 Ben yaptım mı? Tabi ki!! Sonuç bilmiyorum valla her zamanki gibi uzuyordu heralde 😀

Birde dizi sezonları açısından da biraz kısır bir ay sanırsam. Sezonlar biter hani yeni dizilerin bölümleri, eskilerin yeni sezonları hazır oluncaya kadar arada abuk subuk şeyler izleriz. En azından bana öyle denk geliyor. Bu arada tamam biliyorum onlinenizm diye bir şey var ama televizyona mahkum kaldıysanız benim gibi bunlar önem kazanıyor 😀

Yine çok konuştum abuk subuk öyle işte bunuda sizinle paylaşmak istedim 😉 Bu da nisan ayındaki etkinlikler baya farklı tellerden 😉 Birde nisan ayı doğumgünüme 1 ay kaldığınında habercisidir hatta bugün itibari ile tam 1 ay arada da söyleyiverdim ne çakal insanım  😀

– Kanserle Savaş Haftası 1-7 Nisan
– Avukatlar Günü 5 Nisan
– Öldürülen Gazeteciler Günü 6 Nisan
– Dünya Sağlık Günü 7 Nisan
– Sağlık Haftası 8-14 Nisan
– Polis Teşkilatının Kuruluşu 10 Nisan
– Turizm Haftası 15-22 Nisan
– Kutlu Doğum Haftası 16-22 Nisan
– Verimlilik Haftası (*) 17 Nisan
– Ebeler Haftası 21-28 Nisan
– Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 23 Nisan
– Pilotlar Günü 26 Nisan
– Dünya Dans Günü 29 Nisan