Son zamanlarda türk sinemasından uzaklaşmış hatta yer yer soğumuş bir sinema sever olarak 2009’un incileri niteliğinde ki bir kaç güzel film ile kendi semalarıma uğramış bulunuyorum.

Özellikle bu film ile başlama istedim çünkü aradığını kendi özünde kendi beyazperdesinde bulamayan gençlerin (sanat, kalite arayan kesimden bahsediyorum) aradığını bu filmde bulacağına ve onları bu kendi camiyalarına heveslendirebileceğine inandığım bir yapımdı bu. Gerek senaryosu ile gerekse mekanları, renkleri ve müzikleri ile beni izle diyen bir filmdi. Fragmanını izleyip, beğenip ve “İşte bu” diyen sinemasevere hayal kırıklığı yaşatmayan bir filmdi bence.

Filmin konusana gelevereyim bu başladığım övgü dalgasından sonra. Onur duyma engelli ancak kendi ayakları üstünde duran ve bir kütüphane görevlisi olarak çalışan genç bir adamdır. Zeynep ise çağrı merkezinde çalışan ve çalışma şartlarından memnun olmayan hafif uçuk bir kızdır. Bu iki ayrı dünyaların insanları bir gün ortak arkadaşlarını verdiği partide karşılaşırlar. Zeynep parti boyunca Onur’un duyma engelli olduğunu anlamaz. En son parti çıkışı öğrenir ve buna kimsenin beklemediği bir tepki veririr. Onun için konuşmayan ve duymayan bir erkek mükemmel olacaktır. O akşam ilişkilerinin başlaması ile ikisinide hayatları değişecek. İnişleri ve çıkışları ile çevrelerinin tepkileri ile bu ilişkiyi yaşamaya çalışacaklardır. Bakalım nereye kadar nasıl ilerleyecekler.

Filmi alıp götüren performansı, arka plan çalışması ve kesinlikle senaryosu için Mert Fıratı ayakta alkışlamak gerek (alkışlıyorum🙂 ) Eğer kendisini bu filmi ile tanımış olsaydım beni duyma engelli olduğuna inandırabilirdi. Filmdeki sinir krizlerini ayrı bir beğendiğim.  Kısacası doğal aktörlüğü, karakteri benimsemesi ve benimsetmesi yönünden benim için 1 numaraydı.

Saadet Işıl Aksoy için ise ne desem? Anlamışsınızdır pek hoşuma gitmediğini. Kendisi bir röportajında dizi seçimlerinde şansı olmadığını ancak filmlerde şanslı olduğunu söylemişti ki bence kesinlikle haklı. Gerek “Yumurta” gerek bu film olsun gerçekten şanslı ve doğru seçimler. Ama kendisinden çok daha iyi bir performans beklerdim. Zaman zaman kasıldığını ve karakterin havada kaldığını hissettim. Aslında bunun gerçek sebebinin Saadetin oyunculuğunun Mert’in oyunculuğu altında ezilmesi olduğunu düşünüyorum.

Filmde yan bir hikayenin olması baya iyi olmuş. Alt komşu evinden çıkmayan Kamuran’ın hikayesi monotonluktan kurtarıyordu filmi.

Birde söylemen geçemeyeceğim nedenini canım koreli oyuncuların boncuk boncuk göz yaşı döken karakterlere alıştırması olduğunu düşünüyorum ancak, filmin en can alıcı yerinde Zeynep karakterini kendini ağlamaya zorlama halleri sinirlerimi altüst etti. Ağlayamıyorsan ağlama Saadet’ciğim😀 Neyse yinede izlenmesi gereken bir film.

Yazıyı güzel bir cümle ile bitiriyorum “Ceketimi burda unutmuş olabilir miyim?” (izleyenler ve izleyecek olanlar anlayacaktır)