Şuan çok uzun zaman önce yapmam gereken bir şeyi yapıyorum. Başlıktan da anlaşılacağı gibi Coffee Prince ile alakalı birşey. O da bu güzel diziyi arşivlemek. Görünen şey diziyi arşivlerken sabahlayacağım. Ancak sonuna kadar değeceğine inanıyorum. Hem kendim için hemde kendime edindiğim “Koreye bakış açısını değiştirme” amacı bağbında yeni bir hayran yaratma şansının  doğmuş olması açısından.

Yalnız bu bir Coffee Prince tanıtımı olmayacak. Tamamen bu dizinin bana getirdikleri ile ilgili. Hemen başlıyorum.

İlk olarak bu dizi bir bağımlılık. Ne kadar izlesemde bıkmıyor hatta zaman zaman durup “Coffee Prince izlemeliyim” diyorum. Ve en azında en sevdiğim yerlerini izleyerek kendimi rahatlatıyorum. Gerçekten tam bir terapi🙂 Yani bana yeni bir bağımlılık getirdi🙂

Beni “Barista” olma hayalleri ile doldurdu. Artık bir kahveciye gittiğimde etrafta “Barista” arar hatta ve hatta varsa hop yanında bitip konuşma isteği yaratan bir dizi oldu. Resmen yüzsüzlük getirdi🙂

Cerez gibi kahve çekirdeği yer oldum. Hani kahvecilerde torbaların içinde kahve çekirdekleri oluyor ya tatmalık. İşte ben onları ceplerime doldurup içtiğim kahvenin yanında atıştırmalık yapıyorum kendime😀 Çıkıştada eve götürüyorum🙂

Latte manyağı oldum. Biliyorsunuz dizinin bir bölümünde “Latte Art” gösteriliyor. Birbirinden şirin desenler yapılıyor. işte Lattem şekilli gelmeyince içesim kaçıyor biran. Ve bu sanatı uygulayan Jimmy Joker’den başka bir yerde içmiyorum.

Diziyi izledikten sonra Baristalık namına ne varsa araştırdım. “Eğitimi nasıl alınıyor? Nerelerde veriliyor vs” gibi.” Barista olsam mı? Beni İtalyaya gönderirir misin?” gibi bir muhabbet açacak cesareti bulduğum babamında “Bir o eksikti zaten. Git ne istiyorsan yap” diye karşılık verdiğinde bunu bir tersleme olarak algılamayıp sevinçten yarılabilecek duruma geldim🙂

Nerde scooter üstünde bir bayan görsem. Eun Chan aklıma gelir oldu. Ve her defasında “Bende istiyorum ya banada alın” diye direttiğim bir durum yarattı. Verilen cevapta: Oldu sana scooter alalımda millet seni sıkıştırsın, laf atsın bizde sende katil ol emi!

Yine kahve içmeye gittiğimde olmayacağını bile bile sahibinin Han Kyul olabileceği düşüncesi ile kafede kendi kendime gelin güvey olmaya başladım.Aynı zamanda orada çalışan garsonları hep bizim princelerle karışlaştırıp “Şimdi burda Kim Jae Wook olacaktıda izleyip sevap kazanacaktım” diyorum.

En önemlisi müzikleri inanılmaz bir bağımlılık yaptı. Belkide Kpop’a falan yönelmemin nedeni dizinin soundtracktidir. Kendi memleketimde pop müzik dinlemeyen bir insan olarak oranın en klişe şarkıları bile ninni misali dinlenilesi geliyor. Dinledikçe ayrı bir mutlu oluyorum. Özelliklede bana kazandırdığı Tearliner 1 numara😉

Kore camiyasına zorla sürüklediğim arkadaşım Pınar ile (ki kendisini bugün bu diziye başlatmış bulunmaktayım. Tüm bu arşivleme olayı aslında onun sayesinde çıktı ortaya) açmak istediğimiz kafe dükkanı hayali daha da bir depreşti. Sürekli bir kafe sahibi olma düşüncesi beynimde yankılarınıyor. O tatlılardan ben kahvelerden sorumlu. Ne kadar muhteşem bir hayal değil mi?

Her fincanı selülit potansiyeline sahip kahvelerden bardak bardak içerken artık suçluluk duymuyorum🙂 Heralde şu bikini, pilaj mevsiminde bana getirdiklerinin en kötüsü bu olsa gerek.

Ah birde evler var tabi. Ordaki evleri gördükçe ben burda ev sahibi olamayacağımı düşünüyorum. Hiç bir evi beğenmiyorum. Aklıma koyduğum daireyi bulana kadar bana rahat yok. Birde burda o tür evlere benzeyenlerin fiyatlarını düşündükçe bir garip oluyor. Ancak, galiba eğer bir şans bulursam gözüm kapalı milyarlık borcun altına girer alırım.

Tamam daha fazla yazıpta kendimi “Deli” olarak göstermek istemiyorum. Yeterince rezil ettim sanırım. Tüm kirli çamaşırlarımı döktüm ortaya. Hatta şuan nasıl böyle bir yazı yayımladığımı da bilmiyorum🙂 Ancak Sevgili Coffee Prince dostlarımın beni anlayacağına inanıyorum.😀

Anaa birde şu var.” Kore dizilerine bayılıyorum” deyip Coffee Prince izlememişleri kore severden saymıyorum (ahanda çok feci bir laf ettim🙂 )

Neyse bitti bu kadar🙂