Efendim başlığımızdan da anlaşılacağı üzere. Kuş yuvaya döndü. Ama ne dönüş resmen adım atar atmaz kanatları yandı bitti kül oldu. Tamam Mersin de sıcaktı ama Adana küçük cehennem resmen. Kesin Cehenneme giden kapılardan birisi burda, ateşi vuruyor.

Ancak sıcaklara sövmeyi bir köşeye bırakırsam eğer; özlemişim yahu burayı. Nedeninide açıklıyorum. Yazlığa tatil için gitmiş olan bendeniz hiç tatil yapamadı. Gelmeden 2 gün öncesinde ilk kez güneşlendim, ilk kez denize girdim. Kendim için bile kulaç atamazken üzgünüm dostlar yerinizede atamadım. İlk hafta birazcıkta olsa iyi gidecek izlenimi verip sonrasında suratıma baka baka pis gülümsemesi ile “Şaka yaptım ” diyip tokatı, tekmeyi bastı tatil bana. Gerginlikler birbirlerini kovaladı, olaylar hiç bitmedi, surat yapanların, zıt kutupların sonu gelmedi. Birde yaşlandık heralde azizim ayağımızı elimizi kaldıramadık.

Neyse diyordum ki ilk hafta güzeldi. İçki masası hiç yerinden oynamadı. Viskiler, votkolar, biralar, rakılar – yanında şalgamı ve mezeleri ile- eksik olmadı ve önceki yazılarımdan birinde bahsettiğim gibi zum kafa ile gecenin bir vakti jimlastik aletlerinin, gondolun yolu tutuldu egzersiz yapıldı. Hiç sarhoş kafa ile spor yaptınız mı ? Yapmadıysanız yapmalısınız🙂 Hani kolları çalıştırmak için bir alet varya tekerlek gibi başı var çeviriyorsun, işte o aletin üstüne seni oturturlar ardından da tüm güçleri ile çevirirlerse ve birde biri seni durdurmadıkça durmuyorsa o zaman anlıyorsun “Dünya dönüyor, dönüyor”😀 Hııı bu arada bahçe sulanıyor dört bir yanımız fıskiyelerle çevrili sırılsıklam olmuşuz o da cabası😀

İşte böyle geçen ilk haftanın sonunda gelen misafirler, beklenmedik işler ve olaylar tatilimin içine sıçtı. Meşhur pembe koltuğumda ayaklarımı uzatıp bir yandan kahvemi yudumlamayı özledim. O haftalarda Adana benim için huzur demekti. Şuanda öyle hissediyorum. Samsundan gelen misafirler canımızı çıkardı. Sıcağa alışık olmayan bünye 40 dereceye gelir ve geldiği mekanın yani bizim evin kliması bozulunca – şans işte- birde teknik servisten adamlar yoğunluk dolayısı ile gelemeyince taki düne kadar, hem kendileri mahfoldu hem bizi ettiler. Son gün artık gidecekler acillerde süründük. Anlatacak yüreğim yok anlatmıyorum.

Eğer bu cuma kuzenimin düğünü olmasaydı hayatta gelmez kafamı dinlerdim – ki düğünden sonra hop tekrar gideceğim- ama geldik işte. O düğünede yarabbi hiç mi gitmek istemem. Varya 1. kuşak kuzen olmasak öldürseler gitmezdim. “Ah şuram, ah buram” kaldıramazlardı yerimden. E birde yemekli ve içkili bir düğün olacağından yapılacak otelinde yemekleri güzel olduğundan zorluyorum kendimi. “Sermin git git muhteşem yemekler olcak” diye kandırıyorum kendimi. sanki çok bir yiyormuşum gibi. Bakalım karaciğerimizi çok yorduk ama dayanamayıp yine içebilirim🙂

Neyse işte böyle bir özet geçiverdim size. Haftaya yine aranızda olmayacağım. Git gel işlerinden nefret ediyorum ama işte insanın sevmediği ot dibinde bitermiş. Şimdi geçen izlediğim Season of A Good Rain yazımı yazayım. Kocaman haftada 2 film izleyebildim. İlk yazı ona olsun.