Alabildiğine yeşil bir çayır. Bu çayırın ortasında kırmızı bir posta kutusu. Öyle bir postakutusu ki bu içindeki mektuparın tek bir adresi var. Cennet… Sevdikleri insanların arkasından yas tutanların mektuplarını yazdıkları ve bir umut ulaşırmı diye içine attıkları mektuplar. Bu mektuplarıda hergün saat 17.00 de alıp yerine ulşatırmak için gelen bir postacı…

Bazen her insan imkansız olarak gördüğü şeylerin imkanının olduğunu hayal eder. Kaybettiklerinin biryerlerden kendilerini izlediğinin, duyduğunun düşüncesi gibi. Gerçekten böyle birşeyin mümkün olması ne güzel olurdu değil mi?

Film 2009 da izlemek istediğim yapımlardandı. Bu zamana kadar bazıları hayal kırıklığı yarattı “Beklediğime değmedi” dedim. Ancak bu yapım değenlerden.

Jae-joon o postacı. Cennete mektuplar taşıyor ancak içlerinden uygun olmayanları seçiyor. Hatta bazen mektupları yazan insanlardan pişmanlıkları olanlara, affedilmeyi bekleyenlere yardımda ediyor. Ha-na da ölen sevgilisinin arkasından mektuplar yazanlardan. Birgün o posta kutusunun orda karşılaşıyorlar. Jae-joon ona cennete mektupları götürdüğünü söylüyor. Tabi Ha-na için -her nekadar oda mektup yazanlardan olsada- bu inanılır birşey değil. Hatta Jae-joon ona iş teklif ediyor, onunla beraber mektupları ayıklayacak, yardıma ihtiyacı olanlara yardım edecekler. En başta “Asla yapmam” diyen Ha-na sonasında kabul ediyor. Ancak Jae-joon’nun bir sırrı var ve Ha-na bundan hiç memnun olmayacak…

İşte bundan sonraki 2 hafta fantastik bir biçimde ilerliyor ancak bana göre 2 haftanın sonrası tam bir fantazi. Kötü mü? Hayır değil🙂 Ben inanmayı seviyorum, inanmak isteyenlerdenim. Film romantik bir bakış açısıyla dile getirmiş bu fantastik inancı😉 Böylesi güzel.

Filmin çekildiği mekanlar o kadar güzeldi ki heralde bir ömür yaşanırdı orda. Son zamanlarda gözde oyuncularımdan olan Han Hyo Joo var filmde ve inanılmaz şirin bir oyunculuk sergiliyor her zaman olduğu gibi. Özellikle kafede ki oturuşuna hasta oldum. Zaman zaman bende samimi bir kafede ayaklarımı bağdaş yapar otururum ancak hiç böylesini görmemiştim aşırı sempatik geldi gözüme. Birde ilk yardım ettikleri adamın gelini ile yaptıkları sohbet kırdı geçirdi beni ne çok güldüm🙂

Diğer bir oyuncu ise her şekilde bayıldığım olgun oyuncular arasında favorim olan, “Bay Hong” karakteri ile gönlümde taht kuran Kim Chang Wan. Benim için süpriz oyuncu oldu da ondan sevindim böyle🙂 Burda da yine kahve yapıyordu nostalji yaşattı😀

Postacıyı oynayan şahsı ilk kez gördüm Hero Jae-joong imiş kendileri. Orjinalde şarkıcıymış belli. Böyle donuk duruyordu Hyo Joo’nun oyunculuğunun yanında -normaldir tabi- Yinede izleyebildim. Bu arada kendisi Hard to Say I Love You‘da da oynamış izleyenler ordan tanıyabilirler.

Sonuç olarak film fantazinin içine romatizmi katarak güzel, seyirlik bir yapım olmuş. En güzelide sonu. İkidir izlediğim filmlerde kendimi en kötüsüne hazırlıyorum sonunun iyiye kaydığını sezsemde “Koreliler bunlar anacığım  ters köşe yapabilirler” diyorum ama iyi bitiyor. Bu filmle ilgili en büyük spoiler oldu ama rahatça izleyin dedim🙂

İşte böyle bir film Hyo Joo’nun sırtladığını düşündüğüm, izlenmeye değer bulduğum ve çok sevdiğim, inanmayı istediğim şeyler içinde barından bir filmdi. II Mare’yi, Sensitive Couple’ı sevenler bunuda severler. Bu arada film bir televizyon filmi -gereksiz bir ayrıntı oldu ama yinede söyleyeyim dedim sonuçta film filmdir değil mi?-

-Gerçekten orda mı? Cennet?

Bir yerde olmalı değil mi?