Archive for Aralık, 2010


Başlıktan da anlaşılacağı üzere 2010 benim için nefretlik bir yıldı. Hiç bir b*k olmadı hayatımda geçirdiğim en boş seneydi. Evet bir çok atraksyonlu günüm oldu ancak hiç biri iyi yönde değildi. Geçen senelere nazaran pek bereketli bir yıl değildi yani.

2010’u deli gibi eğlenerek uğurlayacaktım. “Yaşasın bitiyor horraaa” diyecektim içkilerin dibini bulacaktım ancak o “El mi yaman bey mi yaban” dedi hatta “Benimki senden kara ” dedi ve bana uzatmalarda gol attı.

Zaten demiştim bu aralar “Pek bir sakarım, şanssızım sürünüyorum” diye onlar yetmezmiş gibi grip oldum. Üstelik süper bir kutlama planım vardı. Sınırsız içki, dansöz, meyve tabağı, sıcaklar, soğuklar, mezeler, mangallar ancak şu hasta halimle nasıl kaldıracağım bilmiyorum o geceyi.

Ah ah seni iğrenç, pislik, zibilus , mahluk 2010 yaptın yine bana yapacağını. Alacağın olsun zalım 2010 bak gör o alacağını ödüyor muyum?   İnadına komaya da girsem sapıta bildiğim kadar sapıtacağım 😉

Bu arada yeni yıl çok güzel şeylerle gelecekmiş. Herkesin hayatı 2010 dan daha güzel olur inşallah. Herkes gönlündekine kavuşur, istediklerini elde eder. Yeni yılınız şimdiden kutlu olsun dostlar 😉

Reklamlar

ANA KARAKTERLER

Efendim yukarıda gördüğünüz oyuncular hikayenin baş kahramanları. Soldan sağa Mercan Tekin ( Lee Yeong Ah ), Jang Dae Han ( Jin I Han), Han Soon Cheol (Yoon Kye Sang), Hoo Jin (Moon Mason).

Hikayenin adı “Finding the Heaven” Birbirleri için aile olan bir grup insanın hayatını anlatıyor. Normal bir hayattaki kadar dram, romantizm ve komedi var içinde. Tabi hikaye olmasından dolayı azıcık dozu yüksek olabilir. Konusuna gelince;

Mercan 3 senedir Kore’de yaşamaktadır. Üniversitede son senesini Kore’de okumuş ve orda yaşamaya devam etmektedir. Biraz haşarı biraz uçarı bir kız olmasının yanında normal bir genç kadındır. Hayatında farklı olan şey ise Hoo Jin’dir. Karşı komşusu Soon Cheol’un yeğenidir Hoo Jin. Soon Cheol, ablasının ölümünden sonra yeğenine bakmak zorunda kalmış bir yazardır. Mercan ile beraber Hoo Jin’e bakmaktadırlar. Dae Han ise Mercan’ın eski sevgilisidir. Koreden ayrılıp Amerika’ya eğitim için gitmiştir. Hikaye bu üç insanın ve yan karakterlerin kattığı renk ile şekillenmekte hepsinin birbirlerinin yaşamlarındaki etkileşimini anlatmaktadır.

Elimden geldiğince karalamaya çalıştığım. Sevgili Lee’nin pası ile başladığım bir hikaye. Aldığı reytinglere bağlı olarak yayımlamaya devam edeceğim. Sapıtmadan yazmaya çalışacağım bir hikaye olacak (İnşallah yani :D).

Umarım beğenirsiniz.

Çok yakında aşağıdaki adreste 😉

EDIT: İLK BÖLÜMÜ YAYIMLAMIŞ BULUNMAKTAYIM 😉 OKUMAK İSTEYENLERE DUYRULUR 😉

Finding the Heaven

Dostlar bilmiyorum ama gözüm bir şekilde heryerde Güney Kore görüyor. Geçen bir mağazada alışveriş yaparken korece şarkı çalıyordu dedim “Kulaklarımda bir sorun mu var yoksa bu korece mi?” Hayır kulaklarımda sorun yoktu ve evet çalan cidden korece şarkıydı :D:D

Zaten dergilerde ergenusmuslar için verilen posterleri vs biliyorsunuz. Şimdide annemin aldığı yemek dergisinde “Güney Kore’nin ev yemekleri” başlığı altında tarifler buldum. Özellikle tatmayı çok istediğim “Kimchi” tarifide var içinde. Onun yanı sıra Kimbap, Japchae (sebzeli etli makarna), Injeolmi (Pirinç unu tatlısı), Dana Trup Çorbası, Song Pyeon (Kore tatlısı) ve Balık Kavurması, tarifleri var.

Hemen koşun sizde alın yani en azından denek ve tatmak isteyenler. “Sofra” dergisinin “Ocak” sayısında var. Yemekleri koreli Lee Yeon Kyoung hazırlamış. Haberiniz olsun yani

Şu bir kaç gündür pek bir sakarlığım üstümde. Nereye kadar gidecek bu iş göreceğiz.

Efendim normalde küçük sakarlıklar yaparım ancak şu aralar buna şanssızlığımda eklendi galiba. Aslında pek bir dikkatsiz olmamda etkendir düştüğüm duramlara, inanıyorum yani 😉

Geçen Ayşe teyze (evdeki yardımcımız) geldi. Kadın günlük işlerini yapıyor. Bunlardan biride yerleri silmek. Neyse ben odamda bilgisayarın başındayım  tuvaleti ziyaret etme vakti geldi. Birde terlik giyme alışkanlığım yoktur pek 😀 İşte odadan bir heycala çıktım (Neyine yapıyorsam heycanıda, gelmişlerdi benim keçiler o gün) Odadan çıkıpta yere adım atınca “Kyaaaaa” çığlıkları yankılandı. Ben üç seksen yerde. Resmen yapıştım. Düşerkende omzum ile kolum felç geçirdi. Kalçayı saymıyorum siz tahmin edin. Bir yandan da gülüyorum Lee Min Ho’nun ahı yüzünden bunlar 😀 Neyseki kafayı, gözü patlatmadım 😀

Sonra yine aynı gün açıktım evde taze ekmek yok. Bu dilimlenmiş olanlardan çıkardım kızartacağım. Tost makinemizde bozuldu. Şu ocak üstünde yapılanlardan var belki bilirsiniz. Neyse çabuk olsun diye büyük ocağa aldım ekmeyi koydum. Bu arada da annemle tartışıyoruz (ritüelimiz bizim. Hergün bir kere kavga etmeliyiz 😀 ) Ona laf yetiştireceğim diye oldu hep bunlar. Ekmeği  alırken o sıcak metal pattt elime düşü verdi. Sağ elim mefta :D:D Ben sağ uzvumu kaybettim böylelikle :D:D

Bitti mi sanıyorsunuz biter mi hiç :D:D Dişimde kist gibi birşey çıkmıştı ancak ağrısı sızısı olmayınca ben erteledim durdum dişçiyle olan ilişkimi. En son annem rahatsızlandı dişçiye gittik biz.   Hazır gitmişken bari göstereyim dedim. Hani ortaokul ve lise hayatımın bir bölümü ortadontik tedavi ile geçtiği için gına geldi dişçilerden bana sevmiyorum. adam dediki “Röntgenini çekmemiz lazım bakalım altında ne yatıyor görmek için” İyi abi çekelim röntgeni. Röntgen çekildi meğersem altında ne cevher yatıyormuş. Bana demez mi “Bu iş cerrahlık” diyorum Allah’ım suçum ne benim ya!! Ya amelyat ya dişime “Anyong” diyeceğim. İmkansız yani en sevdiğim dişimdir o benim 😀

Ya işte böyle. Allah’ın hakkı üç derler üçledik inşallah başka birşey olmayacak. Ama benim durumu düşünün resmen gaziyim yani maaş bağlasınlar bana 😀

Gerçi ne demişler “Eğer kötü şansında yoksa işte o zaman şanssız bir insansın demektir” Halime şükrediyorum ve bu postuda bitiriyorum 😀 Herkes bana acısın tamam mı? :D:D

Tamam aslında yemin etmemiştim. Hani “Yok kesinlikle izlemem. 20 bölümlük dizi ve henüz 7 bölümü yayınlanmış. Kendime bunu yapmam” demiştim. Yuttum ben cümleyi. Zaten annem hep der “Bak kızım büyük konuşma. Beni örnek al. Büyük konuşmak iyi değildir.” diye. Çünkü kendisi ben yaşlardayken “Kesinlikle ne öğretmenle ne de ticaret ile uğraşan bir adamla evlenirim” demiş ve babam matematik öğretmeni fakat ticaret ile uğraşıyor. 😀 Şimdi benim harbiden büyük konuşmama dersi almam lazım.

Yani anlayacağınız üzere “Kesinlikle izlemem” dediğim bu diziye dün itibari ile başlamış bulunuyorum üstelik bir oturuşta yedim yani 😀 Ancak ne yapabilirim? İzleyecek dizi bulamadım, sıkılıyordum, annemler içinde hoş bir deneyim olacağını düşünerek şimdiden indirmeye başlamıştım (Bahaneler ve bahaneler. İstedim tamam mı? Dayanamadığım için izledim :D:D) e bilgisayarda inmiş güzel bir dizi olunca izlemeyeceğimde ne yapacağım?

Bir güzel altyazılarını indirdim. Gom Playerda “play” duşuna bastım. Gel keyfim gel :D:D Zaten kadın karakter tam benlik. Erkek fatma. Ordan burdan atlıyor, adamları yere seriyor, sert yapılı falan başta vuruldum yani 😀 Seviyorum ben böyle kadınları. Belkide kendimle fazla özdeşleştirdiğim içindir. Ekstrem hatunlar…

Oska’dan bahsetmek ayrı bir zevk. “Dolaylı konuştum diye anlamadın değil mi? Bir daha görüşmemeliyiz diyorum” , “Ama biraz önce öpüştük o neydi?” , “Goodbye öpücüğü. Anılarında sonsuza kadar tatlı bir adam olarak kalmak istiyorum” ve şırakkk :D:D Daha nasıl anlatabilirim bu adamı bilmiyorum. Yaramaz bir çocuk gibi adeta.

Ve o yönetmen ah o Jong Soo. Nasıl bakışlardır. Lan insan bir bakışından anlar adamın duygularını. Yine kollayan, düşünceli, hep onu üzen (bilmeyerekte olsa üzen) bir kadına uzun zamandır aşık bir adam. Ah yemin ederim bu dizilere hop diye girip 2. adamları teselli etmek istiyorum. Böyle karşılarına çıkıp ” Aman be salla ben seni mutlu ederim gel yavrum” diyesim geliyor 😀 Niye akıl sağlığımla oynuyorlar ya!! Bir dernek açacam “2 numarada olanlara yardım derneği” güzel olmaz mı?

Kim Joo Won karakteri ise sıradan bir karakter öyle aman aman çekmedi beni. Ancak kızla yer değiştirdiklerindeki performanslar süper ve ötesiydi. Ne cırtlak bir adammışsın Hyun 😀 Hayatımda hiç öyle çığlıklar duymamıştım 😀 Yalnız harbi çok zayıflamış. Nerdeyse boynu kafasını taşıyamayacak. Cık cık cık sevmedim ben bu modayı.  Yalnız Kim Joo Won’dan duymayı en sevdiğim cümle kıza arada diyor ya ” Beni 5 dakika bile düşünmedin.” Yahu bu cümleyi duyduğumda eriyorum resmen aşk itirafı gibi. Açık açık “Beni 5 dakika düşünsen bana yeter” diyor.

Birde o eşofmanlara bittim 😀 Zamanında annem bana o mavi pullunun siyahını almıştı. Tamam onun aldığı İtalya’da sadece eşofman diken bir terzinin elinden çıkmadı ama benziyordu işte. Ben anneme ” Bunu aldığın yere götür öldürseler giymem” dedim. Pişman olmadım hala öldürseler giymem ama Hyun Bin’e ne kadar yakışmıştı öyle. Birde markasını gösteriyor dalga geçildimi 😀 Gerçi benim eşofmanımda öyle olsa markasını arkasına diktirirdim dermişim :D:D ahaha kız en son “Hay ben o İtalyan terzinin…” dediği yerede çok güldüm zaten 😀

Birde saçma gelecek belki ama bu “Action school” adı geçtiğinde aklıma hep yönetmen Ban geliyor. gözüm hep onu arıyor. Böyle bir yerlerden çıkacakta “Gözlerime iyice bak ben yalan söyler miyim?” diyecekmiş gibi :D:D

Ya öyle işte. En azından şimdilik bu kadarını kusmam gerekiyordu yoksa dayanamayacaktım. Bende Secret’landım Garden’landım iyi mi? 😀 Yazıyı izlemeyenler okuyunca “Ne diyor bu manyak” diyecekler 😀

Haa birde unutmadan dizinin senaristi bir çok güzel dizininde senaristliğini yapmış. “The City Hall, On Air, Lovers” gibi ayrıca güzel filmlerede imzasını atmış başta “A Millionaire’s First Love” olmak üzere,  “Once in a Summer, Fly High” Açıkçası bunu öğrendikten sonra bu diziden beklentim çok çok fazla. Bakalım nasıl olacak 😉

Bugün fazlasıyla güleç bir insandım hala da öyleyim sanırım. Şimdi sizle 3 haber paylaşacağım niyeyse 3’ünede fazlaca güldüm :D:D

İlki ATHENA dizisinin oyuncularından Jeong Woo-seong yüzündendi. Efendim dizi oyuncuları bir programa katılmışlar. Dizinin bir bölümünde rol arkadaşı Soo-ae ile Jeong Woo-seong’un  yatak (bed) sahnesi varmış bu sahne için Woo-seong demiş ki “Bana bir dizi için yatak sahnesi çekmek zor geldi.” Bunun üzerine Soo-ae demiş ki ” Woo-seong’un yönlendirmesiyle sahneyi başarı ile çektim” Şimdi bunun üzerine sunucu adama dönüp nasıl hissettiğini sormuş (dünyanın her yerinde bu sunucular mal) adamda dönüp demiş ki “I felt ‘bad”

Ha ha ha Woo-seong adamımsın  😉 Ben iğrenç espirileri sevdiğimi söylemiş miydim??? 😛

İkinci habere geliyorum. Lee Seung-gi ödül almak için katıldığı davette “2010 Golden Disk” oturduğu yerden düşmüş. Olay şöyle olmuş. Tak Jae Hoon sormuş bizimkine ” Şuanda çok ünlü olman hakkında ne düşünüyorsun?” Lee Seung Gi cevaplarken “Elimden geleni yap…..” pattt!!! ya da, şaaakk!! , güümm!!! kendini bir anda yerde bulmuş. Etraftaki herkes gülmüş. Bende olsam yere düşerdim ama gülmekten :D:D Hatta yuvarlanırdım yani 😀

Üçüncü haberde Hyun Bin ile alakalı. Yakışıklılığı ile dillerde dolanan Hyun Bin artık güzelliği ile dillerdeymiş. Nedeni ise işte bu görüntüler…

Efendim kendi biliyorsunuz ki şu aralar “Secret Garden” dizisi ile meşgul. O dizinin içeriğinde de bir beden değiştirme durumu mevcut. Şimdi bu sahnede Gil Ra Im, Hyun Bin’in hayallerinde bir çok farklı tarzda ortaya çıkıyor.  Hani Hyun Bin’in yüzü yapıştırılmış Ga Ra Im’inkinin yerine ancak yapılmasada olurmuş görüşündeyim bende diğerleri gibi 😀 Yukardakiler oynanmış fotoğraflar aşağıdaki değil. Harbiden fıstık gibi hatun olurmuşsun Hyun Bin :D:D

 

Haberlerin orjinalleri için Hancinema’ya bakabilirsiniz. İşte bunlarda gözüme takılanlardı bu gece 😉

En Baba Yerli Klip ;)

Yahu bu klibi izledikçe sayko damarım tutuyor yemin ederim. Tam benlik klip.

Önüme gelene sataşmak istiyorum da zaman zaman. Bu klipteki abi gibi aynı makarnayı yerken öpüşecek çiflerin makarnasını kesmek, sahilde romantik bir ortamda sevgilisine gitar çalan adamın gitarını kırmak, yine çocuğun kız arkadaşına hediye ettiği balonları patlatmak istiyorum :D:D

Birde klipte oynayan adam “Birkan Yılmaz” ne güzel uymuş rolüne ya! Suratından belli oluyor tam bir psikopat ruh halinde olduğu. Kavga eden çifti izlerken çekirdek çitlemesi içimde bende denemeliyim arzusu yaratıyor. Hele oyuncak ayıya önce çektirdiği işkence sonrasında ise aşağıda gördüğünüz fotoğraftaki eylemleri şahsen beni gülümsetiyor. Yani açıkçası ben bir psikopatım açıklıyorum :D:D Neyse uzatmadan klibi paylaşıyorum 😀

İnşallah sonum oyuncak ayı ile atlı karıncaya binmek olmaz :D:D En azından tek başıma 😀

KAÇAK – Koymaz

Neyden Bahsetsem Acaba?

Son zamanlarda anca şikayet eder olmuştum. Baktım ki blog şikayet duvarına dönecek “Başka şeylerden bahsetmeliyim.” dedim. Ancak şu ara o kadar zorki benim için. Yazı konusunda bünyem sarsıldı kaba bir tabir olacak ama resmen kabız oldum bu konuda. Aslında nedeni belli yaptıklarımdan, izlediklerimden yazacak kadar tatmin olmuş hissetmiyorum kendimi. Bloguda kel bırakmak istemiyorum.

İnsanın canı birşeyler yapmak istemiyorsa ama yazmak istiyorsa çok kötü bir durumda buluyor kendini. Neyse birşeyler anlatayım bari size.

Mesela şu ara ikinci kez ” 9 Outs 2 End” dizisini izliyorum. Ancak öyle ağır izliyorum ki yeni bölümü izlerken önceki bölümü unutacak kadar :D:D Aslında baya iştahlanmıştım ikinci kez izlemek için Allah var izlerkende çok zevk alıyorum ama bir zaman geliyor sıkılıveriyorum. (Şu aralar herşeyde olduğu gibi)

Sonra cumartesi fotoğraf çekimine gittim. Uzun zamandır bir arkadaşım fotoğraflarını çekmemi istiyordu. Garip geliyor sanki ünlü bir fotoğrafçıymışımda benden randevu koparmaya çalışıyormuşta benim zamanım yokmuş gibi 😀 Fotoğrafları çekerken kendimi iyi hissettim. Ortaya çıkan şeylerde aslında gayet dergilere malzeme olacak kadar iyiydi şaştım kendime 😀 İç mekan, moda çekimi gibi oldu bir defada dış mekan yapacağız. O fotoğrafları görenlerde kendilerinikileri de çekmemi istedi. Ücret almaya mı başlasam 😛 Şaka maka bir günümüzü aldı yalnız. Zor işmiş azizim.

Hımm… Sizinle iki video paylaşmak istiyorum. Tesadüfen karşılaştım. Alex’i sevdiğimi biliyorsunuz isminin geçtiği, iki parça halinde yayınlanmış film tadında iki klip bunlarda. Şarkılarda güzel, oyuncularda güzel. İzleyin bakalım.

1. Part : Alex Ft Ji Sun – Very Heartbreaking Words

 

2. Part : Alex Ft Ji Sun – I Love You

Sanırım bu zaman kadar gördüğüm bir şarkı için çekilmiş en garip kliplerden 😉

Yeni bir yer duydum muhteşem sushi yapıyorlarmış. En kısa zamanda oraya gidip ortaya karışık, yanar dönerli sushi yiyeceğim. İlk duyduğumda kalbim küt küt attı fazla heyecan yaptım. Bakalım inşalllah dedikleri kadar güzel yapıyorlardır. Ha birde malzemelerini satan bir market buldum burda şu kurutulmuş yosunları falan alıp evde yapmayı deneyeceğiz 😀 Ortaya ne gibi şeyler çıkacak bakalım. Sizede haber veririm 😉

Arkadaşın izni olmadan onun fotoğraflarını paylaşamasamda, çektiğim konsepte uygun bir fotoğrafı ekleyeceğim bakın bakalım nasıl olmuş 😉

Anca Söylenir Oldum Ha! :D

Geçenlerde ( dediysem yine baya oluyor) annem için “Başlatmaz olaydım, İyiki başlatmışım” diye bir yazı yazmıştım. Hala aynı duygular içindeyim. Ancak o yazıda babam ile kardeşimin bize garip baktığını ve evdeki manyakların ikiye çıktığını düşündüklerinide belirtmiştim.

Bunları hatırlatarak şuraya gelmek istiyorum. Evdeki manyaklar 3 oldu efendim 😀 Babamda bize katıldı. Hani adamcağız o zamanlar bizim yüzümüzden izlediğimiz her diziden bir kaç bölüm tatma ayrıcalığını yaşıyordu ancak meğersem virüs onada bulaşmış o zamanlar 😀

Geçtiğimiz bayram evde PTT (Pişama, Terlik, Televizyon) yapma muhabbetini duyunca ağzımdan şu cümleler dökülmüştü “Sıkılmazsınız ya ben size güzel bir dizi izlettiririm (Gumiho‘dan bahsettim)” Babamda “Nasıl birşey?” dedi açıkladım, ilgilerini çekti. Neyse bunlar izlemeye başladılar. Hatta ben mangal yakacağım diye ölüm tehlikesi atlatırken kendileri gumiho ile kahkaha krizlerine giriyorlardı. (Ana-baba işte atsan atamazsın, satsan satamazsın)

Babam o kadar etkilenmiş ki (Hani bana ‘Boncuk’ diyordu ya) “Nilgün(annem) bugün ay var kuyrularını göstersene” demeye başladı. Bunu babanızdan duymanın nasıl bir psikolojiye neden olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Bayram bitti, dizi bitti ben sevinçliyim bilgisayarım bana kalacak diye, içerden bir ses; “Kızım hani dizi yok mu?”, “Bana ne dizisi?”, “Ne bilim yok mu bizim izleyebileceğimiz birşeyler?” Höööö!!!!! “Var baba var dur getiriyorum” Yüzümde umutsuz bir ifade ile bilgisayarı önlerine koydum. Ne mi izliyorlar? “Sungkyunkwan Scandal”

Yeni gözdeleri. Birde akşam alıkoymaların dışında annem gündüzleri sıkıldığını söyleyip benden bir dizi daha istedi. Eşşek ağzım ne diye buluyorum ki! Yok de işte  ama olmaz yavru köpek gibi bakışları, “Bana da bir dizi izlettirmedin” diyerek yaptığı sömürüler hiç azımsanacak şeyler değil.

Şimdi annem gündüz kuşağında “My Name Is Kim Sam Soon” akşam kuşağında babam ile “Sungkyunkwan Scandal” izliyor. Ben mi? Bilgisayara ihtiyacım olduğu zamanlarda bahşiş isteyen garson gibi başlarına dikilip “Artık bilgisayarımı alabilir miyim?” bakışlarını atıyorum. İşe yarıyor mu? Nerdeeeee??? Kendilerinin uykusu gelip “Hadi artık yatalım” denmedikçe bilgisayar benim değil.

Kardeşimde mutfağa gelip “Hepiniz kafayı japonlarla bozdunuz” diyor. Bana “Japon değil Koreliler” uyarısı yapma fırsatı olmadan babam ile annem atlıyorlar. Düşünün bu zevkimi bile elimden aldılar. Evet ben insanları öyle ezmeye bayılırım 😀

Velhasıl ailelerininde izlemesini isteyenler, onlara zorla izletmeye çalışanlar, DURUN! YAPMAYIN! BEN YANDIM SİZDE YANMAYIN! Boşverin size kalsın. Onlar ne derlerse desinler izletikleriniz hakında ikna etmek için 3 saniyesini bile göstermeyin.

Ben şuan manda ve himaye altındayım, sömürülüyorum resmen. Kimbap biliyor konuşmamız lazım ” Bilgisayar annemle babamda anca ondan sonra konuşabiliriz” diye mail atıyorum. Ah ah …

İşte böyle buda bir serzenişti kaçıncı olduğunu hatırlamadığım 😀 Buda manyaklığımın bir kanıtı olsun;

Deli Behlül (BatesMotelPro) Volkan Öğe’nin en sevdiğim performanslarındandır. Tanıyanlar vardır tanımayanlar için bir yazı hazırlarım (Bir Ara 😀 )