Nomu nomu nomu uzun bir aradan sonra kafamı şimdi bahsedeceğim bağımlılığımdan – ya da bağımlılıklarımdan- kaldırıp iki kelam edeyim dedim. Gerçi bağımlılığından uzaklaşıp, yine o bağımlılığından bahseden bir bağımlı olmak baya garip geliyor ama neyse😀 Ah yine saçmalama moduna kayıyorum. Ancak ne yapabilirim? Ben böyle bir insanım işte. Her an her dakika saçmalamaya müsait bir bünyem var. Evet şimdi geliyorum bahsedeceğim konuya.

2011 yılı uzakdoğu dizi sektörünün bana göre altın çağı oldu. Hatta belkide altın çağın başlangıcı. Ardı ardına muhteşem diziler yapılıyor ve daha niceleri düşünce aşamasında. Bu zamana kadar “Hayatta devam eden bir şeye başlamam” diyen ben şimdi kendimi durduramıyorum. Öncesinde mangalarla, animelerle ongoing muhabbetim vardı ve emin olun inanılmaz bir şekilde övülmüş olması gerekliydi o muhabbetin başlamış olması için. Şimdi ise ben oturuyorum, araştırıyorum sevdiğim oyuncuların, yönetmenlerin, senaristlerin haberlerine bakıyorum yeni dizileri var mı diye. Evet elimi yanacağını bile bile ocakta kor alevlerin üstünde ısınmış olan tencerenin kulpuna koyuyorum ( Benzetmede aştığımın kanıtı🙂 )  İşin garibi deli gibi pişmanlık duymama rağmen bu işten feci zevk alıyorum.

Sanırım her şey Secret Garden ile başladı. Blog camiyasını saran fırtına sonunda bizim buralara da ulaşmıştı ve ben farkında olmadan başlamıştım. Artık yayınlandığı günü iple çekip, aynı günün gecesi düşmesini bekleyip altyazısı çıkana kadar pc başında bölümü açmamak için kendimi zor tutar olmuştum. Peki pişman mıydım? Siz söyleyin. Evet tabiki pişman olmadım. Sadece merakımı dizginlediğimden değil aynı zamanda SPOILER dediğimiz kendimizce türkçeleştirdiğimiz ÖNBİLGİ dolu yazılardan da kendimi korumuş oldum. Eğer yayınlanmaya başladığı zamanda izlemeseydim herhalde şimdi hiç izlemezdim. Çünkü her şeyi biliyor olurdum. Gerçi bu ayrı bir konu😀

Sonrasında ise The Greatest Love geldi. İlk görüşte aşık olduğum bu dizi büyük konuştuğum Ongoing olayının virgülünü de kaldırdı ve ben artık kendimi haftalık dizi takibinden alamaz oldum. Ancak sanırım asıl olayı patlatan TGL den sonra gelen diziler oldu. Bu dizilerin başını önceleri çekinerek baktığım Heartstrings ve hiç şüphe duymadan kesin  başlamayı düşündüğüm – artık başlamış olduğum- Scent of a Woman çekmekte. Sonrasında ise Hooray for Love ve Myung Wol the Spy geliyor. Hooray For Love’ı biriktiriyorum. Çünkü altyazı çevirileri o kadar yavaş ki. Çıldıracağımı bildiğimden henüz başlamadım. MWS ise sırası gelmeyen dizilerden.

 

Şimdi bunlardan bazılarını izlemesemde ki 2sini izliyorum 2 sini izlemiyorum. İndirip biriktirdiğim için yayınlandığı günü bekliyorum (Buda bağımlılığımın ayrı bir etkisi tabi😀 ) Evet Pazartesi- Salı MWS yayımlanıyor- Çarşamba – Perşembe Heartstrings, Cumartesi – Pazar Scent of a Woman, Hooray for Love. Bir Cumalarım boş🙂 Gerçi onuda boş geçirmiyorum. Bunlar indirme günleri. İzleme günleri ise altyazılara göre değişiyor. Genellikle bir gün sonra izliyorum. Yalnız olay iyice matematiğe dökülecek şakası yok😛 Nerde kaldım hıh evet Bu dizilerden 2 sini izliyorum 2şer bölüm yayınlanıyor 4 bölüm ediyor. yani benim perşembem, cumam Heartstrings için ayrılıyor ( Çevirisi hızlı) Salım ve çarşambam Scent of a Woman için (çeviri biraz daha yavaş) Tabi bunlar dayanabilirsem böyle. Dayanabilmek derken altyazıların en azından bir %50 olmasını beklemekten bahsediyorum. Çünkü zaman zaman %30lardayken bile dayanamayıp izlediğimi bilirim🙂

İşte bunlar güncel olarak takip ettiklerimle yaşadıklarım. Birde bunlar dışında tam 3 diziyi daha izliyorum. Birde bitirdiğim Que Sera Sera var. Başta City Hall olmak üzere Rebound ve Manny izliyor olduklarım😀 (Ah çıldırmış olmalıyım😀 ) City Hall’u  annem ile birlikte izlemenin zaten ayrı bir çıldırdınçlığı(Galiba şimdi yeni bir kelime keşfettim🙂 ) var. Her gün en az 3 bölüm izliyoruz. Dikkati çekerim en az diyorum😀 Sonra ben arada mola verdiğinde – evet annemden bahsediyorum- dönüp Diet Rebound izliyorum. Ardından akşam çeviriyi falan beklerken Manny’e bakıyorum. ( Evet ben çıldırmışım :S ) Sonrasıda malum zaten. İşi abartıp pandalarla online birlikteliklerle ongoing dizilerimizin tazecik bölümlerini izliyoruz😀

Ha birde sinemayı unutmamak lazım. Bunca dizi yetmiyormuş gibi sinema macerasıda yaşıyorum. Son zamanlarda beyaz perde tercihim olan Tayland ve Çin sinemasına bakıyorum. Birde arada eğlence için Hollywood eskilerine. İşsiz olmanın boşluğunu böyle dolduruyorum. Yalnız işte hikayemin yeni bölümü ile blogumla ilgilenemez oldum. Bunun en büyük nedeni sıcaklar. Yoksa gördüğünüz gibi bir şeyler izleyip bir şeyler yapıyorum ancak yazacak kuvveti bulamıyorum. Yatağa terden yapışmış olmak feci bir durum. Ha birde aradan kına, düğün ve düğün sonrası misafir ağırlama olayını, evdeki tamiratı ve yeni gardırobumu çıkarttım. Aslında yakında Nirvanaya ulaşmış olmam lazım. Guru olma yolunda ilerliyorum :D:D

Amma yazdım ha! İşte son zamanlardaki boş insan olmanın verdiği boşlukla farkında olmadan bağımlı olduğumu anladım. Bunu da sizinle paylaşmak istedim. Şimdi yapılması gereken şey ise susmak ve bu yazıyı bitirmek. Ne için mi? Rebound’u yarıda kestim, bölüme geri döneyim😛 Jaa ne…