Tag Archive: Kimbapsushi


Temmuz Ayı Güzel Geldi Yahu

Ta ta ta taaammm. Havadan sudan bahsettiğim yazılardan uzunca bir zamandır yazmıyordum. Gerçi her çeşidi uzunca zamandır yazmıyordum ama yazıya konu olacak olan “İzmir Geleneksel Pandalar Buluşma Haftası” kapsamında (Oha nasılda resmi göründü gözüme. -Hayır bu buluşmada herhangi bir bakanlığın parmağı yoktur- deme gereksinimi hissettim biran 😀 ) ve Sevgili Kimbap’ımın “E gidince sende bir şeyler yazarsın” cümlesi ile bir toz almanın vakti gelmiştir dedim.

Geçen senede aynı tarihlerde İzmir semalarındaydım bu senede geleneği bozmadım İzmirli pandalar Astrea ve Kimbapsushi‘nin de katkılarıyla yine üçüncü memleketim olarak gördüğüm İzmir’deydim. Yine, yeniden 🙂

Geçen sene pek turistik olmuştu benim için. Hani daha çok kültür turizmi gibiydi. “İzmirliler böyle davranırlar, şöyle cümle kurarlar. İşte burası Konak burdan geçiyorsun Alsancak, Karşıyaka, Bostanlı, Bornova…” vs derken “Turizm olurda Foça olmaz mı?” Gezdik durduk. Fakat bu sefer yedik yedik yedik. İçtik içtik ve içtik. Hani gezmedik mi? Gezdik ama yerlisi gibi takıldım bende 😉 Hatta o kadar tanıdıktı ki “Amaaannn ya! Ne yapacağız orda boş verin gelin oturup dizi izleyelim” cümleleri kurdum. Tamam bunda birazda (Baya) sıcağında etkisi olmadı değil hani 🙂

Olay sıcağa gelmişken ilk manyaklığımızdan da bahsedeyim.  Şimdi ortam sıcak nefes alamıyoruz birde laptoplar bacaklarda, çevremizde fanlarının ultra sıcaklığı ile ortam daha da ısınıyor. Ben attım kendimi yere. Bir süre sonra bayılma belirtileri yoğunlaşırken bir ses “Aaaa Kimbap Sermin öldü!!!” Astrea sağ olsun beni kendime getirdi. Tabi bu arada aslında Kimbap’ta çoktan kendinden geçmiş olduğundan gerekli tepkiyi veremeyip ekrana bakmaya devam ediyordu. Bir ara tebeşir istediğimi hatırlıyorum. Bedenimin bulunduğu yeri işaretlemek için tabi 😀 Sonra biz klimayı açtık ama Astrea’nın serçe parmağı soğuktan üşüyüp kızarınca tekrar kapamak zorunda kaldık 😀

Arada manyaklığımızdan bir kesit paylaştıktan sonra devam edebilirim. Hani dedim ya “bu sefer daha çok boğazımıza tatil yaptık biz” diye şimdi onlardan bahsetmezsek olmaz. Açılışı Sushico (Bu arada bu gittiğimiz mekan ama şimdi daha hoş bir havası var) ile yaptık. Uzakdoğu mutfağının yurdumda bulanabilecek her bir çeşidinin bulunduğu mekanda kendimizden geçtik. Hani bu denli kültürüne aşina olduğumuz adamların mutfağında kısıtlı olduğumuzu üzülerek söylemek istiyorum. Yinede güzel kıvırdık mı? Kıvırdık yani. Yalnız gözümüz Bentolarda kaldı. Onlar ne mi? İşte böyle bir şeyler. Tamam bu kadar şirin değildi ama mantık basit; bölmeli kutuda çeşit çeşit yemek 🙂 Ahhh! Canım çekti! Bu arada hepimizin ortak kararı, ya çok açız diye, ya hep birlikteyiz diye sushinin tadına bayıldık. Hani seviyoruz zaten ancak hiç böyle lezzetli gelmemişti.

Sonra hep birlikte “Buz Devri” izlemeye gittik. Yerlere yattık. Bir kaç kez koltuk değiştirdik. Birilerinin kestik. Kendi çapımızda saçmaladık ki bu orjinal halimiz aslında. Ha birde bu sıralarda manyak gibi Pucca ve Garu arıyoruz Burger King’te.

Sonra sevgili Kimbap’ın dolabı bozuk olduğundan soğuk içecekleri mümkün olduğunca çabuk eve götürüp soğukluğunu kaybetmeden içemeye çalışmamız, buzluğun çalıştığını ancak zaman zaman abarttığını keşfedip doldur, dondur hafif erit ve maksimum kullan kuralını bozmayan soğuk suya erişme çabalarımızda taktirlikti 😀

Devam ediyorum 😉 Astrea’nında evde olmadığı bir gün taksi dolmuşa atlayıp Kimbap ile önce Bostanlıdaki pazara uğrayalım dedik. Nam-ı diğer Bospa. Bir hata yapıp gittik. Ana baba günü, bayıldık bayılacağız. Hatta bir adamı ortaya çekip dövecektik. Neyse… Şip şak gezip çıktık ordan ancak beni oraya getiren taksi dolmuşçu amcayla (Sanırım böyle hitap edebilirim) muhabbeti koyulaştırdık bir ara. Oğlu, işi derken adam yaptığı işle uçuk bir miktar kazandığını söyleyince atlayıverdim “Abi benide şoför yapsana!!” Gerçi bu meslekteki insanlarda hikaye bitmiyor azizim 🙂 Ve bu günün sonunuda içerek sonlandırdık 🙂

Şimdi biz hep günü içerek bitiriyoruz da işin enteresan yani ayıkken daha sarhoş oluyoruz 😀 Örneği ben ve kişiliklerim 😀 Uslu uslu oturup dizi izlerken içimdeki Sebastian ortaya çıktı. Sırf saçlarım banyodan sonra kıvırcık olduğu için oldu bu olay. Sonrasında dilim fransızcaya kayınca Gerard aksanım Rusya’ya uzanında Vilademir oluverdim. Hemde durdurulamaz şekilde. Bunun üzerine Kimbap Sebastian değil Sergio ol demesiyle işler çığırından çıkmıştı 😀

Dizi izlemeye gelince laf. Hepimizde bir izleyememe hastalığı vardı ya o hastalık yok oluverdi biranda. Kimbap ile beraber hatta işi o kadar abarttık ki “Şimdi ne yapıyorsun?” sorusuna sürekli farklı dizi isimleri ve çeşitli internet eylemleri ile alakalı bir sürü farklı yanıt verdik. Astrea ile de yan yana geçiyoruz bir ” A Gentleman’s Dignity” bir “New Girl” arada ben başka dizilere kayıyorum “Big, i do i do, fringe” ve son gün son dakika izlemeye başladığımız, dostumun şu yazısında bahsettiği ismini hatırlayamadığı “The Dresden Files” ile noktayı koyduk o zaman. Buradan kendimizi tebrik ediyorum.

Birde fotoğraf maceramız var ki gecenin bir yarısı sitenin bahçesinde. Anlatmakla olmaz yaşamak lazım. Ama o beyaz at hiç öyle bir deneyim yaşamamıştı garanti edebilirim 😀

Pandaların (Astrea ve Kimsu) yaptıkları Suju, Brown Eyed Girls -Abracadabra- , T-Ara – Poopy poopy, Shinee derken girilen durumlar, kopmalar da çok eğlenceliydi. Bu arada gayet potansiyelleri var demedi demeyin 😉

Birde son günüm öncesi bize katılan ve sayesinde tatlılara boğulduğumuz, sohbetiyle bize renk katan Minekibuu ve Leman Kültür maceramızda ayrı bir güzeldi. Kendisi bana alışık olmadığından pek çıkardığım seslere biran yabancılık çekti ancak o da bizden olduğundan kısa sürede alıştı. Bu arada orada bize sürekli “Bence şunu deneyin” diyen ” Emin olun beğeneceksiniz” diyen tipi cortlamış ancak ayakkabılarını beğendiğim adını bir türlü öğrenemediğim garson insanın tavsiyelerinin dinlenmeyeceğini anladık ama geçti. Oraya gittiğinizde karşılaşırsanız selamımı söyleyin ama tavsiye ettiklerini söylemeyin tamam mı?

Bir sürü bir sürü şeyler daha. Ama kısa kesmek gerek artık. Olay İzmir’de değil, dostlarda. Bu tatili bu denli eğlenceli, unutulmaz kılan şey birlikte olmamızdı. Kafaların aynı olmasıydı olmayan yerlerde de anlayışlı, saygılı olunmasıydı. Kısacası çok eğlendik, güldük, gezdik, içtik zevk aldık.

Kimbap bize evini açtığı için sonsuz teşekkürler. Emeğine sağlık panpam. Keza Astrea bebeğim; Yalnız bırakmadığın için yaptıkların için sana da teşekkürler. Darısı nicelerine. Seviyorum sizi ve sizli İzmir’i.

Reklamlar

Amanin ne kadar uzuuuunnn bir zaman oldu. Ama olması çok normal. Bu aralar ne dizi izliyorum, ne film izliyorum nede uzak camiyada dolanıyorum. Aslında kendi yakınıma bile bakamıyorum uzaklara elim uzansın.

Şu dakika dedim ki ” Sermin kendine gel yaz bir şeyler. Böyle giderse elin klavyeden tamamen uzaklaşacak” ve işte burdayım. Evet dizi izleyemiyorum, filmlere bakamıyorum ama aynı tatda hatta onlardan daha tatlı hikayelere takılıyorum. Çingularımın birbirinden güzel hikayeleri öyle bir bağımlılık yaptı ki dizi takip eder gibi her bölüm heyecanlı, komik, romantik ve zaman zaman dramatik bir film izler havası esiyor ekranımdan yüzüme. Bende ” Dizileri tanıtıyorsun, filmleri anlatıyorsun onlardan aldığın zevkin katını alıyorsun helva yapsana -pardon- yani onları tanıtsana ” dedim – bu aralar kendime ne kadar çok şey söylüyorum öyle onuda fark ettim bakın şimdi. Yani uzun lafın kısası işte muhteşem hikayeler;

İlk olarak Hikaru  sunar ” My Lovely Roommate “

Bizi hikaye olayına bulaştıran adımdır bu hikaye. Bir türk kızını ve yaşadıklarını anlatır. Berna’mız ilk gözağrımız bir yanlış anlaşılma yüzünden 3 erkekle aynı eve düşer (Kötü yola düşmek gibi oldu bir saniye) Yani değişim öğrencisi olarak Kore’ye gider internette ev arkadaşları ile konuşurken onları kız sanır. E Berna’da futbol muhabbeti yapınca bizim çocuklarda Berna’yı erkek sanır. Ancak her şey Berna’nın kapıyı çalmasıyla anlaşılır. Bir şok yaşanır ancak bu durum hepsinin hayatını öyle bir etkilerki komedisi, dramı ve aşkları ile doyurucu bir seyir sunar okuyucuya -hayır yanlış yazmadım. Okuduğunuz şey saniye saniye gözünüzde canlanıyorsa seyirlik oluyor işte 🙂 –  Oyuncuları ile göz dolduruyor, anlatımıyla şenlendiriyor bir yudumda okuyorsunuz. Ellerine sağlık canımcım. Yeni bir hikaye ile dönüşünü bekliyoruz. Okuyun okutun…

Astrea sunar ” Bir Kar Tanesi Ol “


Bir Taneciklerden çingumun hala devam etmekte olan hikayesi ” Bir Kar Tanesi Ol ” Maddi durumundan dolayı okulunu yarım bırakıp ailesine bakmaya kendini adamış bir kızın hikayesi. Bir gün kaderin cilvesi ile yaptığı bir sakarlık hayatını tamamen değiştiriyor. Tabiki bunda aniden aldığı evlenme teklifinin büyük etkisi var. Song-i inanılmaz şirin bir karakter. Hikayenin içinde entrikayı yaşıyor, yine olmazsa olmaz aşk var, komedi var. Yer yer gözlerim hüzünden, yer yer gülmekten dolduruyor. En önemlisi hikaye buram buram Astrea kokuyor. Espirileri süper, anlatımı akıcı ve mutlu edici. Her bir bölümde karakterlerin farklı taraflarını görüp her birini ayrı ayrı seviyorsunuz. Özellikle Leun karakteri bende dahil heralde bir çok okuyucunun göz bebeğidir. Ellerine sağlık canım devamını iple çekiyorum. Hadi yeni bölüm 😉

Kimbapsushi sunar ” Mutluluk Yolcuları “

İşte başka bir çingunun yine muhteşem hikayesi ” Mutluluk Yolcuları” Aslında kendisi okuyucularının hiç bir şey bilmeden okumasını istiyor ancak ben burda üstü kapalı hemen bahsedeyim. Geçmişinde bir çok zorluk atlatmış, dışarıya kendini kapamış iki kardeşin hikayesini anlatıyor. Çok güzel bir şekilde kurgulanmış, en ince ayrıntısna kadar oya gibi derler ya işte öyle işlenmiş bir hikaye. Yine “Mutluluk Yolcuları” da devam eden bir hikaye. Geniş ve kaliteli karakterlerden oluşuyor. İlgi çekici, gizemli örtülü bir seksilikte bu hikaye. Kendinizi değişik bir şekilde içine çekiliyor buluyorsunuz.  Jae In’i ile Tae Sung’ı ile ve henüz ortaya çıkmayan diğer karakterlleri ile (Hala bir kaç tane var değil mi? 😀 ) okunulası hikayelerden. Ellerine sağlık Sushi’ciğim Kimbap’çığım (Yine Kimbap’tan kopamadım) Okuyun!

Winpohu sunar –Winpohu’ca Hikaye- ” Adı Bile Yok”

En taze hikayelerden. Bir yerde birilerinin hayatının bir parçasını Winpohu’ca anlatıyor. Kendisini zar zor yayımlamaya ikna ettik ” Ben yapamam” dedi durdu ama ortaya çok şirin bir hikaye çıkartıyor. Şimdi hikayemiz kitaplara aşık bir kızı anlatıyor tabi içinde o kıza aşık birde çocuğumuz var. Dian ve Sano her ne kadar bu ikisi olsada yan karakterlerlede canlı bir hikaye. Göndermeleri, ince espirileri çok güzel. Özellikle Kadim karakterinin Sano ile olan muhabbetleri çok hoş. Yine okumaya değer bir hikaye. Winpohu’cuğum ellerine sağlık. Aja Aja durmak yok 😉

İşte böyle. Son zamanlarda bu güzel hikayeler bağımlılığım oldu. Her şeyden geçtim bunlardan geçemiyorum. Yazmasıda okumasıda bağımlılık yapıyor. Dostlar cidden harikasınız yani. Bence Uzak Doğu sevgisini farklı bir yere taşıdı bu hikayeler. Daha da taşınsın burda kalmasın. Tekrar tekrar ellerinize sağlık. Klavyeye dokunan parmaklarınıza kuvvet 😉 Kalemler tükenmesin 😉 Şimdilik benden bu kadar. Jaa ne!