Tag Archive: Sohbetin Daniskası


Nomu nomu nomu uzun bir aradan sonra kafamı şimdi bahsedeceğim bağımlılığımdan – ya da bağımlılıklarımdan- kaldırıp iki kelam edeyim dedim. Gerçi bağımlılığından uzaklaşıp, yine o bağımlılığından bahseden bir bağımlı olmak baya garip geliyor ama neyse 😀 Ah yine saçmalama moduna kayıyorum. Ancak ne yapabilirim? Ben böyle bir insanım işte. Her an her dakika saçmalamaya müsait bir bünyem var. Evet şimdi geliyorum bahsedeceğim konuya.

2011 yılı uzakdoğu dizi sektörünün bana göre altın çağı oldu. Hatta belkide altın çağın başlangıcı. Ardı ardına muhteşem diziler yapılıyor ve daha niceleri düşünce aşamasında. Bu zamana kadar “Hayatta devam eden bir şeye başlamam” diyen ben şimdi kendimi durduramıyorum. Öncesinde mangalarla, animelerle ongoing muhabbetim vardı ve emin olun inanılmaz bir şekilde övülmüş olması gerekliydi o muhabbetin başlamış olması için. Şimdi ise ben oturuyorum, araştırıyorum sevdiğim oyuncuların, yönetmenlerin, senaristlerin haberlerine bakıyorum yeni dizileri var mı diye. Evet elimi yanacağını bile bile ocakta kor alevlerin üstünde ısınmış olan tencerenin kulpuna koyuyorum ( Benzetmede aştığımın kanıtı 🙂 )  İşin garibi deli gibi pişmanlık duymama rağmen bu işten feci zevk alıyorum.

Sanırım her şey Secret Garden ile başladı. Blog camiyasını saran fırtına sonunda bizim buralara da ulaşmıştı ve ben farkında olmadan başlamıştım. Artık yayınlandığı günü iple çekip, aynı günün gecesi düşmesini bekleyip altyazısı çıkana kadar pc başında bölümü açmamak için kendimi zor tutar olmuştum. Peki pişman mıydım? Siz söyleyin. Evet tabiki pişman olmadım. Sadece merakımı dizginlediğimden değil aynı zamanda SPOILER dediğimiz kendimizce türkçeleştirdiğimiz ÖNBİLGİ dolu yazılardan da kendimi korumuş oldum. Eğer yayınlanmaya başladığı zamanda izlemeseydim herhalde şimdi hiç izlemezdim. Çünkü her şeyi biliyor olurdum. Gerçi bu ayrı bir konu 😀

Sonrasında ise The Greatest Love geldi. İlk görüşte aşık olduğum bu dizi büyük konuştuğum Ongoing olayının virgülünü de kaldırdı ve ben artık kendimi haftalık dizi takibinden alamaz oldum. Ancak sanırım asıl olayı patlatan TGL den sonra gelen diziler oldu. Bu dizilerin başını önceleri çekinerek baktığım Heartstrings ve hiç şüphe duymadan kesin  başlamayı düşündüğüm – artık başlamış olduğum- Scent of a Woman çekmekte. Sonrasında ise Hooray for Love ve Myung Wol the Spy geliyor. Hooray For Love’ı biriktiriyorum. Çünkü altyazı çevirileri o kadar yavaş ki. Çıldıracağımı bildiğimden henüz başlamadım. MWS ise sırası gelmeyen dizilerden.

 

Şimdi bunlardan bazılarını izlemesemde ki 2sini izliyorum 2 sini izlemiyorum. İndirip biriktirdiğim için yayınlandığı günü bekliyorum (Buda bağımlılığımın ayrı bir etkisi tabi 😀 ) Evet Pazartesi- Salı MWS yayımlanıyor- Çarşamba – Perşembe Heartstrings, Cumartesi – Pazar Scent of a Woman, Hooray for Love. Bir Cumalarım boş 🙂 Gerçi onuda boş geçirmiyorum. Bunlar indirme günleri. İzleme günleri ise altyazılara göre değişiyor. Genellikle bir gün sonra izliyorum. Yalnız olay iyice matematiğe dökülecek şakası yok 😛 Nerde kaldım hıh evet Bu dizilerden 2 sini izliyorum 2şer bölüm yayınlanıyor 4 bölüm ediyor. yani benim perşembem, cumam Heartstrings için ayrılıyor ( Çevirisi hızlı) Salım ve çarşambam Scent of a Woman için (çeviri biraz daha yavaş) Tabi bunlar dayanabilirsem böyle. Dayanabilmek derken altyazıların en azından bir %50 olmasını beklemekten bahsediyorum. Çünkü zaman zaman %30lardayken bile dayanamayıp izlediğimi bilirim 🙂

İşte bunlar güncel olarak takip ettiklerimle yaşadıklarım. Birde bunlar dışında tam 3 diziyi daha izliyorum. Birde bitirdiğim Que Sera Sera var. Başta City Hall olmak üzere Rebound ve Manny izliyor olduklarım 😀 (Ah çıldırmış olmalıyım 😀 ) City Hall’u  annem ile birlikte izlemenin zaten ayrı bir çıldırdınçlığı(Galiba şimdi yeni bir kelime keşfettim 🙂 ) var. Her gün en az 3 bölüm izliyoruz. Dikkati çekerim en az diyorum 😀 Sonra ben arada mola verdiğinde – evet annemden bahsediyorum- dönüp Diet Rebound izliyorum. Ardından akşam çeviriyi falan beklerken Manny’e bakıyorum. ( Evet ben çıldırmışım :S ) Sonrasıda malum zaten. İşi abartıp pandalarla online birlikteliklerle ongoing dizilerimizin tazecik bölümlerini izliyoruz 😀

Ha birde sinemayı unutmamak lazım. Bunca dizi yetmiyormuş gibi sinema macerasıda yaşıyorum. Son zamanlarda beyaz perde tercihim olan Tayland ve Çin sinemasına bakıyorum. Birde arada eğlence için Hollywood eskilerine. İşsiz olmanın boşluğunu böyle dolduruyorum. Yalnız işte hikayemin yeni bölümü ile blogumla ilgilenemez oldum. Bunun en büyük nedeni sıcaklar. Yoksa gördüğünüz gibi bir şeyler izleyip bir şeyler yapıyorum ancak yazacak kuvveti bulamıyorum. Yatağa terden yapışmış olmak feci bir durum. Ha birde aradan kına, düğün ve düğün sonrası misafir ağırlama olayını, evdeki tamiratı ve yeni gardırobumu çıkarttım. Aslında yakında Nirvanaya ulaşmış olmam lazım. Guru olma yolunda ilerliyorum :D:D

Amma yazdım ha! İşte son zamanlardaki boş insan olmanın verdiği boşlukla farkında olmadan bağımlı olduğumu anladım. Bunu da sizinle paylaşmak istedim. Şimdi yapılması gereken şey ise susmak ve bu yazıyı bitirmek. Ne için mi? Rebound’u yarıda kestim, bölüme geri döneyim 😛 Jaa ne…

 

Reklamlar

Şu bir kaç gündür pek bir sakarlığım üstümde. Nereye kadar gidecek bu iş göreceğiz.

Efendim normalde küçük sakarlıklar yaparım ancak şu aralar buna şanssızlığımda eklendi galiba. Aslında pek bir dikkatsiz olmamda etkendir düştüğüm duramlara, inanıyorum yani 😉

Geçen Ayşe teyze (evdeki yardımcımız) geldi. Kadın günlük işlerini yapıyor. Bunlardan biride yerleri silmek. Neyse ben odamda bilgisayarın başındayım  tuvaleti ziyaret etme vakti geldi. Birde terlik giyme alışkanlığım yoktur pek 😀 İşte odadan bir heycala çıktım (Neyine yapıyorsam heycanıda, gelmişlerdi benim keçiler o gün) Odadan çıkıpta yere adım atınca “Kyaaaaa” çığlıkları yankılandı. Ben üç seksen yerde. Resmen yapıştım. Düşerkende omzum ile kolum felç geçirdi. Kalçayı saymıyorum siz tahmin edin. Bir yandan da gülüyorum Lee Min Ho’nun ahı yüzünden bunlar 😀 Neyseki kafayı, gözü patlatmadım 😀

Sonra yine aynı gün açıktım evde taze ekmek yok. Bu dilimlenmiş olanlardan çıkardım kızartacağım. Tost makinemizde bozuldu. Şu ocak üstünde yapılanlardan var belki bilirsiniz. Neyse çabuk olsun diye büyük ocağa aldım ekmeyi koydum. Bu arada da annemle tartışıyoruz (ritüelimiz bizim. Hergün bir kere kavga etmeliyiz 😀 ) Ona laf yetiştireceğim diye oldu hep bunlar. Ekmeği  alırken o sıcak metal pattt elime düşü verdi. Sağ elim mefta :D:D Ben sağ uzvumu kaybettim böylelikle :D:D

Bitti mi sanıyorsunuz biter mi hiç :D:D Dişimde kist gibi birşey çıkmıştı ancak ağrısı sızısı olmayınca ben erteledim durdum dişçiyle olan ilişkimi. En son annem rahatsızlandı dişçiye gittik biz.   Hazır gitmişken bari göstereyim dedim. Hani ortaokul ve lise hayatımın bir bölümü ortadontik tedavi ile geçtiği için gına geldi dişçilerden bana sevmiyorum. adam dediki “Röntgenini çekmemiz lazım bakalım altında ne yatıyor görmek için” İyi abi çekelim röntgeni. Röntgen çekildi meğersem altında ne cevher yatıyormuş. Bana demez mi “Bu iş cerrahlık” diyorum Allah’ım suçum ne benim ya!! Ya amelyat ya dişime “Anyong” diyeceğim. İmkansız yani en sevdiğim dişimdir o benim 😀

Ya işte böyle. Allah’ın hakkı üç derler üçledik inşallah başka birşey olmayacak. Ama benim durumu düşünün resmen gaziyim yani maaş bağlasınlar bana 😀

Gerçi ne demişler “Eğer kötü şansında yoksa işte o zaman şanssız bir insansın demektir” Halime şükrediyorum ve bu postuda bitiriyorum 😀 Herkes bana acısın tamam mı? :D:D

Neyden Bahsetsem Acaba?

Son zamanlarda anca şikayet eder olmuştum. Baktım ki blog şikayet duvarına dönecek “Başka şeylerden bahsetmeliyim.” dedim. Ancak şu ara o kadar zorki benim için. Yazı konusunda bünyem sarsıldı kaba bir tabir olacak ama resmen kabız oldum bu konuda. Aslında nedeni belli yaptıklarımdan, izlediklerimden yazacak kadar tatmin olmuş hissetmiyorum kendimi. Bloguda kel bırakmak istemiyorum.

İnsanın canı birşeyler yapmak istemiyorsa ama yazmak istiyorsa çok kötü bir durumda buluyor kendini. Neyse birşeyler anlatayım bari size.

Mesela şu ara ikinci kez ” 9 Outs 2 End” dizisini izliyorum. Ancak öyle ağır izliyorum ki yeni bölümü izlerken önceki bölümü unutacak kadar :D:D Aslında baya iştahlanmıştım ikinci kez izlemek için Allah var izlerkende çok zevk alıyorum ama bir zaman geliyor sıkılıveriyorum. (Şu aralar herşeyde olduğu gibi)

Sonra cumartesi fotoğraf çekimine gittim. Uzun zamandır bir arkadaşım fotoğraflarını çekmemi istiyordu. Garip geliyor sanki ünlü bir fotoğrafçıymışımda benden randevu koparmaya çalışıyormuşta benim zamanım yokmuş gibi 😀 Fotoğrafları çekerken kendimi iyi hissettim. Ortaya çıkan şeylerde aslında gayet dergilere malzeme olacak kadar iyiydi şaştım kendime 😀 İç mekan, moda çekimi gibi oldu bir defada dış mekan yapacağız. O fotoğrafları görenlerde kendilerinikileri de çekmemi istedi. Ücret almaya mı başlasam 😛 Şaka maka bir günümüzü aldı yalnız. Zor işmiş azizim.

Hımm… Sizinle iki video paylaşmak istiyorum. Tesadüfen karşılaştım. Alex’i sevdiğimi biliyorsunuz isminin geçtiği, iki parça halinde yayınlanmış film tadında iki klip bunlarda. Şarkılarda güzel, oyuncularda güzel. İzleyin bakalım.

1. Part : Alex Ft Ji Sun – Very Heartbreaking Words

 

2. Part : Alex Ft Ji Sun – I Love You

Sanırım bu zaman kadar gördüğüm bir şarkı için çekilmiş en garip kliplerden 😉

Yeni bir yer duydum muhteşem sushi yapıyorlarmış. En kısa zamanda oraya gidip ortaya karışık, yanar dönerli sushi yiyeceğim. İlk duyduğumda kalbim küt küt attı fazla heyecan yaptım. Bakalım inşalllah dedikleri kadar güzel yapıyorlardır. Ha birde malzemelerini satan bir market buldum burda şu kurutulmuş yosunları falan alıp evde yapmayı deneyeceğiz 😀 Ortaya ne gibi şeyler çıkacak bakalım. Sizede haber veririm 😉

Arkadaşın izni olmadan onun fotoğraflarını paylaşamasamda, çektiğim konsepte uygun bir fotoğrafı ekleyeceğim bakın bakalım nasıl olmuş 😉

Anca Söylenir Oldum Ha! :D

Geçenlerde ( dediysem yine baya oluyor) annem için “Başlatmaz olaydım, İyiki başlatmışım” diye bir yazı yazmıştım. Hala aynı duygular içindeyim. Ancak o yazıda babam ile kardeşimin bize garip baktığını ve evdeki manyakların ikiye çıktığını düşündüklerinide belirtmiştim.

Bunları hatırlatarak şuraya gelmek istiyorum. Evdeki manyaklar 3 oldu efendim 😀 Babamda bize katıldı. Hani adamcağız o zamanlar bizim yüzümüzden izlediğimiz her diziden bir kaç bölüm tatma ayrıcalığını yaşıyordu ancak meğersem virüs onada bulaşmış o zamanlar 😀

Geçtiğimiz bayram evde PTT (Pişama, Terlik, Televizyon) yapma muhabbetini duyunca ağzımdan şu cümleler dökülmüştü “Sıkılmazsınız ya ben size güzel bir dizi izlettiririm (Gumiho‘dan bahsettim)” Babamda “Nasıl birşey?” dedi açıkladım, ilgilerini çekti. Neyse bunlar izlemeye başladılar. Hatta ben mangal yakacağım diye ölüm tehlikesi atlatırken kendileri gumiho ile kahkaha krizlerine giriyorlardı. (Ana-baba işte atsan atamazsın, satsan satamazsın)

Babam o kadar etkilenmiş ki (Hani bana ‘Boncuk’ diyordu ya) “Nilgün(annem) bugün ay var kuyrularını göstersene” demeye başladı. Bunu babanızdan duymanın nasıl bir psikolojiye neden olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Bayram bitti, dizi bitti ben sevinçliyim bilgisayarım bana kalacak diye, içerden bir ses; “Kızım hani dizi yok mu?”, “Bana ne dizisi?”, “Ne bilim yok mu bizim izleyebileceğimiz birşeyler?” Höööö!!!!! “Var baba var dur getiriyorum” Yüzümde umutsuz bir ifade ile bilgisayarı önlerine koydum. Ne mi izliyorlar? “Sungkyunkwan Scandal”

Yeni gözdeleri. Birde akşam alıkoymaların dışında annem gündüzleri sıkıldığını söyleyip benden bir dizi daha istedi. Eşşek ağzım ne diye buluyorum ki! Yok de işte  ama olmaz yavru köpek gibi bakışları, “Bana da bir dizi izlettirmedin” diyerek yaptığı sömürüler hiç azımsanacak şeyler değil.

Şimdi annem gündüz kuşağında “My Name Is Kim Sam Soon” akşam kuşağında babam ile “Sungkyunkwan Scandal” izliyor. Ben mi? Bilgisayara ihtiyacım olduğu zamanlarda bahşiş isteyen garson gibi başlarına dikilip “Artık bilgisayarımı alabilir miyim?” bakışlarını atıyorum. İşe yarıyor mu? Nerdeeeee??? Kendilerinin uykusu gelip “Hadi artık yatalım” denmedikçe bilgisayar benim değil.

Kardeşimde mutfağa gelip “Hepiniz kafayı japonlarla bozdunuz” diyor. Bana “Japon değil Koreliler” uyarısı yapma fırsatı olmadan babam ile annem atlıyorlar. Düşünün bu zevkimi bile elimden aldılar. Evet ben insanları öyle ezmeye bayılırım 😀

Velhasıl ailelerininde izlemesini isteyenler, onlara zorla izletmeye çalışanlar, DURUN! YAPMAYIN! BEN YANDIM SİZDE YANMAYIN! Boşverin size kalsın. Onlar ne derlerse desinler izletikleriniz hakında ikna etmek için 3 saniyesini bile göstermeyin.

Ben şuan manda ve himaye altındayım, sömürülüyorum resmen. Kimbap biliyor konuşmamız lazım ” Bilgisayar annemle babamda anca ondan sonra konuşabiliriz” diye mail atıyorum. Ah ah …

İşte böyle buda bir serzenişti kaçıncı olduğunu hatırlamadığım 😀 Buda manyaklığımın bir kanıtı olsun;

Deli Behlül (BatesMotelPro) Volkan Öğe’nin en sevdiğim performanslarındandır. Tanıyanlar vardır tanımayanlar için bir yazı hazırlarım (Bir Ara 😀 )

Ne dandik bir başlık oldu farkındayım. Ancak zaten şu aralar pek bir dandiklik var üzerimde 😀 Sonuna kadar “zambak” olmuşum 😀

Şimdi efendim son zamanlarda pek bir boş insan oldum. Günlerim bilgisayar, sigara ve çay/kahve ile geçmekte. Oturduğum sandalyeye yapıştım kaldım. Bu ne turşu bu ne lahana sarması bir döngünün içerisindeyim 😀

Bilgisayar, diziler ve filmlerle çok bencil bir aşk yaşıyorum. Onlar hep alıyor ben hep veriyorum. Bana dönüşü ise saçma sapan rüyalar, bel ve baş ağrısı, annemden gelen azarlar vs… 😀 Size gördüğüm, sabah uyandığımda “Ben kafayı yedim ya!” dedirten rüyamı anlatmak istiyorum 😀

Şimdi efendim rüyamda Jung Woo Sung’u gördüm ben. Sapıkça bir rüyayı anlayışla karşılardım bu taş gibi adam için ancak öyle saçmaydı ki 😀 Adamı elinde bir sürü uçan renkli balon, gözünde polis gözlüğü, ağzında sigara ile gördüm. Ne iş vallahi bilmiyorum. Rüya tabirlerinde renkli balonların sevinç, mutluluk falan olduğu yazıyorda bana bu sevinç ve mutluluğu bu adam mı getirecek şimdi. Kesinlikle öyleyse hayır demem ama 😛 İmkansızın önde gidenin amcasının torunu gibi birşey bu 😀

Sonra aklıma başka birşey takıldı. Holivud sürekli koreden film araklıyor ya dedim “Ula Kore neden hiç araklamıyor?” Var mı böyle bişi ben bilmiyorum. Ancak “Kore bir Romeo ve Juliet çekse fena olmaz.” dedim aklımda da hep Leonardo ile Claire Danes’in versyonu dönüyor 😀 Ama güzel olmaz mı? Bence olur 😀

Sonra bu aralar uyku tanrılarının bana sırt çevirmesinden dolayı sıyırmak üzereyim. İnsomnia oldum resmen. Uykum gelmiyor kardeş ya! Boş boş geziyorum evin içinde. Gece uyanan annem, babam beni her gördüğünde hırsız muamelesi yapıyordu bir ara. Bende artık laf yememek için yatağa uzanıyorum, sıkılıp, yorulup uyku bana gelip tatlılığını lutfedene kadar bekliyorum. Daha büyük işkence olamaz heralde.

Daha bir sürü saçmalığım var bu aralar. Birşeyler yapmak gerek artık. Var mı bana terapi yapmak isteyen :D:D

Ay Nedense Çok Gıcık Oldum :S

Ya geçen makarna almak için markete girdim. Kasada beklerken dergilerin olduğu kısma gözüm takıldı. Sanki tanıdık bir sima görür gibi oldum ve doğru görmüşüm. Allah’ın 1 liralık dergisinin kapağında (yukarda gördüğünüz) “Hayırsever Kim” başlığı ile Kim Nam Gil’in fotoğrafı var. Daha bitmedi birde Gong Yoo posteri falan da veriyormuş. Allahım sanki bir sırrım açığa çıkmış gibi hissettim.

Hele bu dergiyi manyak ergenlerin elinde olduğu düşüncesi dahada bir garip hissettirdi. Hele geçen kuzenim bana “Ece abla bende BigBang posteri var ” dediğinde “Nerden buldun Aliş” dedim. “Ablamın dergisi verdi” demişti ama o an dikkate almadım. Ama uzun zamandır yapıyormuş bunu heralde.

Birde değerini anlamayıp atıyorlarsa oraya buraya düşünemiyorum. Ay ne bilim ya resmen çocukluk yapıyorum ama sizle paylaşmak istedim. Hani bence bir Bazaar, Vogue falan olmalı yani. Trendy olmamalı. Ya işte böyle saçma bir post oldu buda 😀

Bana Bir Dün Bayramdı ;)

Bir bayram sonrası yazısı yazasım geldi. Bu bayramda daha bir seviçliydim bahsetmiştim. Bolca et yiyecektim, dizilerimi izleyecektim, yenilerini keşfedecektim vs. Ancak öyle yorucu ve sıkıcı gittiki 2 gün “Benide kesin kurtulayım” dedim.

Aslında bu bayram ben özellikle çok samimi bir arkadaşımla buluşacağım için mutluydum. İstanbul da işe başlayınca ayrılmak zorunda kaldım birtanemden. Konuşacağımız konuda çok fazla resmen dilim şişti ve o “Geleceğim” dedi. Kısa bir süre içindi ama gelecekti. Ben ne mutlu ne mutlu. Neyse işte dün ayarladık herşeyi çıkacağız dışarı. Önce bir başbaşa takılalım dedik. Şişen dillerimizi bir indirelim. Bir yandan içiyoruz bir yandan konuşuyoruz laf lafı açıyor anlatacak birşey kalmadı başkalarını çağırdık. Onlar başkalarını falan derken baya kalabalık bir topluluk oluverdik.

Bu arada Bayramda eve gelen misafirden nefret ettim. Gelecekseniz hepiniz birden gelinde kutulalım yahu! Ne o posta posta. Tekrar tekrar çay demlemekten nefret ettim. Birde canım deli gibi et istiyor. Kimse mangal yakma derdinde değil. Pişirme derdinde hiç değil. Eeee HANİ BU KURBAN BAYRAMIYDI!!! Hatta benim için ET BAYRAMI. Dedim tamam ben kendime göre yaparım, siz o sevgili popolarınızı sıcak yerinden kaldırmayın ancak ve ancak benim etime göz dikeni ağlatırım!!!

Tamam dediler sen kendi yiyeceğin kadar, nasıl seviyorsan öyle yap. Gittim mangalı yaktım bir ara aynaya baktığımda duman solumaktan burun deliklerim simsiyahtı ölmediğime şükrediyorum. Etleri avcarladım, şişledim falan mis gibi attım mangala. Etin kokusu çıkmaya başladıkça bizimkiler sofra kurmaya başladı. Dedim “Hayırdır? Yalvarsanızda vermem boşuna” Ben burda et diye ağlarken siz orda bulmacanızı çözüyordunuz, altılı yazıyordunuz, arkadaşınızla tozuyordunuz. Yama yok bu et benim !!!! Buda gelip ayağıma kapansa size et yok!

Tabi ben ne kadar böyle konuşsamda yine kıyamadım gözlerinde et görüce yedik hep beraber fakat onlar bulaşığıda bana yıkattılar T_T (Ağlamak istiyorum sayın okuyucular) Üstelik hastayım, belim sakat üstüne de babam hiç çekinmeden ” Hadi şu tilki kızı (Gumiho olur kendileri) getirde devam edeyim” demez mi!!! Hala kafamda saç olduğu için şanslıyım kanımca. Kuzenim ziyarete geldiğinde bizimkiler “Ece abla mutfakta” diyorlar kız iki üç kez geldi “Yok orda” diye geri gitti tanımadı beni. Öyle perperişan durumdaymışım ki beni temizlikçi kadın sanmış düşünün yahu!!

İşte böyle bir ortamda yediğimiz içtiğimiz önümüze gelen, hoş sohbet bir ortama geçince bana o zaman bayram oldu 😀 Gelenler önce “Lan bayram bayram içilir mi?” dedi ancak onlarda biranın kokusuna, buz gibi oluşuna dayanamadı ve Arjantinler hiç eksik olmadı.

Sonrasında eve gelip birde o kafa ile Sungkyunkwan Scandal izledim ki tadından yenmedi yani 😀 Tavsiye ederim kafanız güzelken ayrı bir zevkli oluyor hehehe.

İşte böyleydi. Bana bayram bu ya! İçecem, eğlenecem. Ne zambaklıktır benimkisi yırttım kendimi hizmet edeceğim diye. Yahu git bir bara alem senin kölen olsun !!! 😉

Bu arada içtik eğlendik ancak şahsi arabamız ile gitmemiştik haberiniz ola otobüsler ne güne duruyor. Alkollü araç kullamaya karşıyız!!! 😉

20 Saat Karın Tokluğuna ;)

Bu bir sövgü yazısıdır 🙂 Hayır sevgi’nin nasıl yazıldığını biliyorum yine birilerine söveceğim ondan öyle dedim 😀

Kore filmlerinde görüyorsunuz ya sabah süt dağıtıyor öğlen part-time çalışıyor gece bilmem ne yapıyor 2 saat uyuyor hala bir yerlere koşturacak hali kalıyor. YALAN. İnanmayın… Sakın haaa. Olsa olsa sadece filmlerde dizilerde olur yani. Biliyorum ilk elden tecrübe ettim 😀

Aile işimiz inşaattır bizim. Her türlü malzeme vardır. Kapı kolları, menteşeler, musluklar vs… Özellikle vida ve çiviler eşşek ölüsü gibidir. Bunu niye söylüyorum dün dükkan taşıdık efenim. Kardeşim diploması için Nevşehir’e gittiğinden amcamlar beni çağırdılar “Kız gelebilir mi?” diye. Bende gittim yani öncedende birçok kez yardım etmişliğim vardı. Birde seviyorum hani. Özellikle Çebi’lere bakıp rüyalar görebilirim. (Bu arada onlar kulp. Ancak süper ötesi tasarımları var 😉 ) Neyse işte gittik sabahın 8’inde. Herşey güzel başladı pek yorgunluk hissetmiyorum. Birde curcuna. Kuzenler var (Küçükler tabi onlar. Beril çay getirip götürdü, Aliş pazar arabasıyla oynadı 🙂 ) Öğleden sonra dolapların, rafların taşınması ile cehennemi yaşadım 😀

Bir sürü kulp, banyo malzemesi, teknik gereçler ömrümden ömür gitti. Depo yukarıda in, çık, in, çık bacaklarımda derman kalmadı. Birde kamyonet arkalarından mal indirmesi… Hani karpuzcular var ya elden ele aynen öyle.

Ancak bana asıl “Fatality” çeken (Mortal Kombat oynayanlar bilirler. Arkadan bir ses “Kill Her” diye bağırır ve rakibine son vuruşu yaparsın. Çeşitleri vardır bazen kafasını patlatırsın, bazen kalbini çıkarırsın vs 😀 ) vidalardı. Dünya da bir kaç vida olduğunu mu sananlardansınız (ben öyle değildim de bu kadarını da bilmiyordum) yanılıyorsunuz canlar. Uzunu, kısası, yıldız başlısı falan değil. Bunların enleri var, boyları var, kullanıldığı yere göre değişiyorlar, havşası var silindiri var. Var oğlu var anlayacağınız. Onları dizene kadar anamın tüm sülalesi ağladı. Sadece onlar ağladı biliyorum çünkü babamınkilerle beraberdim pek umursamadılar 😀

Saatler ilerledi, ilerledi, ilerledi. Anasını satim biz hala çalışıyoruz.” Hu hu” diyorum “Burda dişi bir varlık var” diyorum “Alışık değil o böyle şeylere” diyorum ancak onlar hayatlarından memnun görünüyorlar. Yahu manükürüm falan bozulacak havasında değilim yanlış anlamayın, sakın ha. Yahu saat sabahın 3’ü oldu beeeee!! eve gittim gidecem saat 4. Banyo yapacam 4 buçuk vs. E ben ölüvereyim o zaman 🙂

Bildiğiniz “Amele” mertebesine ulaşmış bulunmaktayım. Benden gayet memnun kaldılar heralde. Babam iki oğlu var sandı biran amcamlar ise eminim ki “Burda eşyalar yerleşiyor ama bunu Sermin yapmış olamaz. Abim(Babam) yapmıştır” demişlerdir. Hani aslında bu kadar iyiyimdir 😛

Haa birde ben Adana ili sınırlarında bu kadar haşere -en azından bu türlerde- görmemiştim. Tabii, el değmemiş bir yer gibiydi. En son avucumun içi kadar bir örümcekle burun buruna geldim. Bildiğiniz tüylü yaratıklar. NatGeo’dan fırlamış bizim dükkana gelmiş, halleştik ve eğer bir cennetleri varsa şuan orda değil. Önce cehennemlerine uğradı öldürdüğü sineklerin hesabını veriyor. Ha birde cinayete teşebbüsü var bana karşı 😀

Anlayacağınız şuan hareket kabiliyetim %4.5 larda. Bileklerim, parmaklarım, sırtım, bacaklarım, dizlerim, boynum, kolum … ağrımakta. Felç gibiyim. Bu yaptıklarım karşılığında aldığım tek şey “Adana Kebap” 20 saatte bir öğün pekte karın tokluğuda değil aslında 😀 Gerçi sonrasında birşey yiyecek halim bile yoktu. Tutsam, ıssıramazdım, ıssırsam çiğneyemezdim. O derece yani. Sonra eve kadar nasıl o arabayı kullandım bilmiyorum.

Ben koreye gidip inşaat işçisi olacaktım. Doktorlardan bile fazla maaşları varmış diye. Harbi o işi yapar, mültimilyoner olabilirim. O kuvvet var bende. “Dünyanın en zengin kadını bir amele ;)”

Bu yazıyıda burda bitiriyorum. Bileklerim isyan bayraklarını çektiler, iç savaş çıkacak. O yüzden ayrılıyorum 😀 Yani aman ha inanmayın bir insan 10 saatten fazla çalışamaz, olmaz hadi biraz daha abartıvereyim 12 saat “Dama” noktasıdır. Sabır taşının çatladığı raddedir. Gerçi ben başardım, alışık olan yapabilir ancak emin olun bu kadar çalıştıktan sonra onlar gibi hoppidi olunabilinirlikten aşırı şüpheliyim 😉

Bu arada dükkanın akibetini merak edenler için söyleyeyim. Hala 1 haftalık iş var, sonrasında da bir 2 ay uğraş ister. Bu da pozitif tahmin yani 😀

Allahım şuan nasıl sinirliyim bilemezsiniz. Ancak inanıyorum ki anlayabilirsiniz. Hayatımda bilgisayarımın nasıl önemli olduğunu az çok tahmin edebilirsiniz. Uzun zamandırda derin ve ciddi bir ilişki yaşadığım bilgisayarımdan uzak kaldığımıda biliyorsunuz. Fakat şuan kendisinden o kadar nefret ediyorum ki işte burda kelimeler kifayetsiz kalıyor. Aslında tüm sinirim ve öfkem bilgisayarı tamir için verdiğim zatlara. (Sinirden elim titriyor resmen)

Şimdi nedenine gelince ; Bu kendini elektronik muhendisi, bilgisayar tamircisi ya da ne halt sanıyorlarsa artık ondan sanan zatlar bilgisayarıma resmen tecavüz etmişler. Ah o bilgisayarı açıpta önüme koyduklarında var ya gördüğüm manzara karşında ne yapacağımı şaşırdım resmen şöyle sülalelerinden başlayacaktım ki ben normalde öyle bir insan değilimdir. Oturduğum koltuktan adamın üzerine atlayıp o olmayan saçlarını tek tek cımbızla yolasım geldi.

Ekran kartında olduğunu söyledikleri sorun monitörümdeymiş ve değiştirmişler. Bendeki monitörü çok iyi biliyorum – ya nasıl bilmem günün 24 saati nerdeyse onun başındayım nasıl olduğunu düzgün hatırlayabilirim değil mi?- Yeni taktıkları monitör enine geniş boyuna basık gösteriyor, net değil, yazılar bulanık -YA GENİŞ GERİZEKALI İŞTE GENİŞ- Diyorum ki ” Anlamıyor musunuz? Ben mi anlatamıyorum? Bu ekran benim eski ekranım değil işte!!!!!” İnadına aynı olduğunu benim PC den çıkan monitör ile aynı özellikte olduğunu idda edip durdular. Yanımda söylediğimi anlatabileceğim bir insanda yok ondan güç alayımda ağızlarına sıçayım. Diyorum ya hadi genişliği geçtim Allah’ın cezaları Lan görüntü net değil işte öküz. Bana dönüp demez mi “Gözlerin mi bozuk senin. Gözünün numaralı olmadığına emin misin?” Patlatacaktım kroşe yere yatacaktı iki seksen o zaman anlardı gözüm bozuk mu değil mi (Ahhh keşke yapsaydım)

Şuan sinirden ağlamak üzereyim. Takıntılı bir insanım ben takarım diyorum ben bu PC yi kullanmam kırar atarım diyorum – Ki şuan zor dayanıyorum- Bana ne diyor “İstemezsen biz bunu 450 liraya satalım yeni bir tane alırsın” Ne demek bu ya bilgisayarı ağzına mı istersin başka bir yerine mi? Birde bana kendi Laptop’ını gösteriyor “Bak benimkide böyle” diye. Zibil insan seninki öyle olabilir bana ne seninkinden benimki böyle değildi işte katil mi edeceksin beni, çok feci karın deşen Jack taklidi yaparım senin üzerinde gösterim mi hemde 3 boyutlu hd ha!!!

Anlayacağınız şuan bilgisayarımda ölesiye nefret ediyorum, etrafta anlayacak kimsede yok bu nefretim neden. Bişeyleri kırıp parçalama potansiyeline sahibim, birilerinin kalbini kırabilecek durumdayım, serseri mayın gibiyim. Küfür kültürüm keşke olsaydı da orda taramalı gibi saydırıverseydim. Ahhhh çok sinirliyim ya!!!!

Daha fazla ekrana bakmak istemiyorum Kafa atacağım yoksa. Benim yerime en iğrenç küfürleri edin tamam mı? Büyü yapmayı falan bilen varsa yapsın yataklara düşsünler. İnşallah çocukları benim gibi bir ilişki yaşar bilgisayarı ile ve onlarında başına gelir böyle birşey ozaman kafalarını yesinler babalarınında anlasınlar.

Ya da toplanalım dövmeye gidelim şunları. Adanalı ağzı ile “Gavga var lan, yürüyün gidiyoz. Dövek şunları iki tane”

Çok ciddiyim. Dün saat 19.00 civarlarında hava kapkara bulutlarla dolmuştu. Hafif bir rüzgar vardı. Meğersem fırtınadan önceki sessizlikmiş. Hayır ben böyle birşey bekliyordum ancak bu denli çabuk ve şiddetlisini değil 😀

Neyse saat kaçtı hatırlamıyorum 00.00 ‘ı görmüştüm ama ondan eminim. Bir rüzgar çıktı ki sormayın. Birde bizim evin her yeri açıktır. Tüm camlar, kapılar falan. Dışardan zaten süreklii bir cam kırılma sesleri, kapının pencerenin çarpma seslerin falan duyuluyordu. En manyakçası ise hani fillimlerde inleyen rüzgar vardır ya işte öyle rüzgar sokakalardan geçerken, evleri dolaşırken nasıl bir ses çıkarıyor. Ah muhteşemmdi.

Şimdi benim kafama gelirsek eğer. Benim odam aşırı derecede kalabalıktır. Bir yerde yığılmış romanlar, diğer bir yerde fiilmler, kat kat dergiler, duvarlara asılı fotoğraflar ve oda kapımın üstünde sayısız uyarı levhaları. “Dikkat tuzak var, ölüm tehlikesi, sigara içmek yasaktır” gibilerinden 😀 İşte yatağa uzandım televizyon izliyorum. Bir hücum ettiler ki sormayın. Yahu hepside yatağımamı gelir. Kafama yemediğim şey kalmadı. Ben ise bir yandan şaşkınım bir yandan gülüyorum. Nasıl soğuk hava, rüzgar var e yağmur yağıyor. Dedim ” İşte be sonunda geldi”. Bu arada babam evin içinde koşturuyor pencere, kapı kapatacak 😀 Ben diyorum “Boşver ihtiyar açık kalsın” uyku sersemi zaten adam birde ona kaptum 😀

Yalnız işte dün gece çok eğlenceliydi ya. Biraz korku filmi biraz komediydi 😀 Sabah uyandığımda ne gördüm. Masmavi bir gökyüzü ve parlayan bir güneş…